Beden-Zihin Bağlantısı

Haziran 14, 2019 0 Yazar: senemozkan

Bu ara ders çalışıyorum çünkü sınavlar yaklaşıyor 🙂

Öğrenciliğe doymayan biri olarak Sosyoloji okuyorum şu an 🙂

Dün Sağlık Psikolojisiyle ilgili bir konu okudum. Konu ilgi alanıma girince de, daha hoşuma gitti doğal olarak 🙂 Biraz bundan bahsetmek istiyorum bugün 🙂

Öncelikle sağlık denilince, ne yiyip içtiğimiz, spor yapıp yapmadığımız, vitamin desteği kullanıp kullanmadığımız gibi konular geliyor aklımıza ilk anda. Yani sağlığı, beden sağlığı gibi algılıyoruz. Aslında sağlık denildiğinde konu sadece beden değil. Sağlık denilen şey, zihin ve bedenin uyum içinde olduğu bir durum. Bugün yapılan araştırmalarda görüyoruz ki, beden ve zihin birbiriyle iletişim halinde (yani birbirini duyuyor 🙂 ) ve birbirinden bağımsız iki farklı sistem gibi kabul edilmesi artık pek de mümkün değil.

Japon Takımadaları’nın en güneyinde bulunan Okinawa Adası sakinlerinden bahsedilmiş ders notlarımda. Adanın özelliği, insanlarının dünya ortalamasının üzerinde bir yaşam süresine sahip olmaları. Adada 100 yaşın üzerindeki insanların nüfustaki oranı %34,7 imiş (ABD’de bu oran % 10).  Okinawa’lıların yaşamları incelendiğinde, beslenme ve yürüme alışkanlıkları dışında uzun yaşamalarını sağlayan başka özellikler de tespit edilmiş. Yaşayanların birbirlerinden sosyal destek görmeleri, stres düzeylerinin düşük olması ve düzenli olarak meditasyon yapmaları bu tespitlerden bazıları..

Burada özellikle üzerinde durmak istediğim konu, stres düzeyi. Günlük hayatımızda hepimizin çokça yaşadığı, son yıllarda pek çok hastalığın sebebi olduğunu düşündüğümüz stres. 

Stresi genel olarak olumsuz bir olgu olarak kabul ediyoruz. Bizi hasta ediyor tabi, nasıl iyi bir şey gibi bakalım 🙂

Peki gerçekte durum böyle mi? Hayır.. 

Aslında stres, hayati bir tehlike durumunda, canlılığımızı sürdürmek adına harekete geçmemizi sağlayan bir kavram. Yani karşınızda size saldırmak üzere olan bir köpek var. Siz tehlikeyi algılayıp, savaş ya da kaç durumuna geçiyorsunuz. Bir anda sisteminiz alarma geçiyor. Kalp daha fazla kan pompalıyor, ter bezleri aktif duruma geçiyor, nefesiniz hızlanıyor, tansiyon yükseliyor, sindirim duruyor… Ve harekete geçip savaşmak ya da kaçmak için bedeniniz hazır hale geliyor. Gerçek bir tehlike halinde bu işte bir yanlışlık yok gibi duruyor 🙂 Yani endişelenmeyin, tam da olması gerektiği gibi sempatik sinir sisteminiz devrede 🙂 Bu şartlarda sempatik sistemin devreye girmemesi, harekete geçememeniz anlamına geleceğinden ciddi zarar görmeniz hatta ölmeniz demek belki. Yani bedeninizin geldiği durum, şartlara göre gayet uygun. 

Peki günlük hayatımızda her an karşımızda saldırmak üzere bekleyen bir köpek mi var? İşte asıl nokta bu.. Çünkü yaşadığımız olaylarda, durum aynı/benzer olsa da verdiğimiz tepkiler, olayı algılama şekillerimiz farklılık gösteriyor. Yani işyerinde girdiğimiz toplantının bizde yarattığı stres herkesle aynı olmayabiliyor. Ya da evde ağırlayacağımız misafirlerimiz için hazırlık yapmak kimimiz için stres kaynağı olurken, bazılarımız için şarkı söyleyerek geçirilen keyifli dakikalar olabiliyor. Toplantı ya da yemek hazırlamak sempatik sinir sisteminin devrede olmasına pek de ihtiyacımız olan durumlar değil tabi ki 🙂 Ama maalesef yapıyoruz işte, gerekli gereksiz savaş ya da kaç sistemimiz sürekli devrede. Yani kronik olarak stresli hale geliyoruz. 

Ve yine araştırmalar gösteriyor ki, stresin seviyesinden çok süresinin uzun olması bize zarar veren bir durum. Yani gerçekten o köpek karşımızda, stres hormonu ürettik, kaçtık kurtulduk. 10 dk’da kriz durumu çözüldü, normale döndük sonrasında. Problem yok. Ama 2 gün sonra gireceğimiz toplantı sebebiyle stres yaşıyorsak ve 2 günümüz stresle geçiyorsa işte asıl zarar gördüğümüz ve bizi hasta eden stres türünü yaratmış oluyoruz. Gerçekten ihtiyacımız olmayan durumlarda ve uzun süreli olarak sempatik sinir sisteminin devrede olması yani asıl sorunumuz…

Bunun tam tersi bir durum da mümkün. Parasempatik sinir sistemimizin devrede olması yani. Parasempatik sistem, bedenin dinlen/sindir durumu. Diğerinin tersine, bağırsaklara kan akışının arttığı, vücudumuzun dinlenip sindirme moduna geçtiği durum. Devrede olduğunda, kalp az kan pompalıyor, vücut enerji depoluyor, tükürük bezi aktif oluyor (sindirimi kolaylaştırıcı özelliği var).

Özetle şunu söyleyebiliriz yani;

Sempatik ve parasempatik sistemimizin dengede olması, gerçek bir tehdit yoksa sempatik sistemin devreye girmemesi asıl ihtiyacımız olan. 

Bu dengeyi sağlamak ve gereksiz olarak kontrolü ele geçiren sempatik sisteme “sakin ol, sorun yok” komutunu duyurup, parasempatik sistemi harekete geçirmek için ne yapmalıyız peki? Pek çok yöntem var aslında. Nefes, yoga, meditasyon, namaz, akupunktur ilk anda aklıma gelenler. 

Bir süre önce katıldığım nefes eğitimde öğrendiğim bir nefes tekniği var. Nadi Shodhana adıyla biliniyor. Dönüşümlü Burun Nefesi, Dengeleyici Nefes, Nadi Kanallarını Temizleyen Nefes gibi isimler de veriliyor. 

Nadi Shodhana nefesinde beynin sağ ve sol tarafında bir denge sağlamasından dolayı derin bir rahatlama sağlanıyor, kalp atışı yavaşlıyor, stres ve anksiyete gideriliyor ya da en azından azaltılıyor. Yani sempatik sistemin sakinleşmesi,  parasempatik sistemin devreye girmesi sağlanıyor. Hadi gelin, nasıl uygulanıyor göz atalım 🙂

  • Öncelikle dik olarak oturacağınız rahat bir pozisyona geçiyorsunuz (Bağdaş kurabilirsiniz, ayaklarınızı yere sarkıtarak sandalyede/koltukta oturabilirsiniz).
  • Yüzünüze güzel bir gülümseme konduruyorsunuz (bu çok önemli 🙂 )
  • Tüm bedeninizi rahatlatacağınız birkaç nefes alıp veriyorsunuz (nefesler burumdan alınıyor ve burundan veriliyor).
  • Özellikle boyun, omuz ve çenenizi rahatlattığınıza emin olun lütfen. Ve gülümsemeyi unutmayın 🙂
  • Sağ elinizin işaret ve orta parmağı açık kalıyor, diğer parmakları kapatıyorsunuz.
  • Açık olan işaret ve orta parmaklarınızı iki kaşınızın arasına yerleştiriyorsunuz (üçüncü göz bölgesine).
  • Baş parmağınız ile sağ burun deliğinizi kapatıyorsunuz.
  • Açık olan sol burun deliğinden hafifçe bir nefes verip, yine sol burun deliğinden nefes alıyorsunuz. Aldığınız nefes, nazik, yumuşak ve derin bir nefes 🙂
  • Sonra, sağ burun deliğinizi açıp, yüzük parmağınız ile bu sefer sol burun deliğinizi kapatıyorsunuz. Ve açık olan sağ burun deliğinizden nefes veriyorsunuz. Yine yumuşak, derin bir nefes.. 
  • Bu sefer sağ burun deliğinizden nefes alıp, soldan veriyorsunuz. 
  • Yani sol al, sağ ver;

Sağ al, sol ver;

Sol al, sağ ver diye takip ediyorsunuz…

Hatırlatmamız gereken noktalar, 

  • Eğer zor nefes aldığınız bir taraf varsa çalışma sırasında elmacık kemiği üzerinde hafif yana doğru çekerek rahat nefes almayı sağlayabilirsiniz.
  • Bu çalışmanın günde 2 kere yapılması (sabah-akşam) tavsiye ediliyor. 

İlk hafta her set 10 nefesle başlayabilirsiniz (1 nefes = sol al-sağ ver-sağ al-sol ver. Yani her burun deliğinden 1 kere nefes almak 1 nefes anlamına geliyor).

İkinci hafta 2X20, üçüncü hafta 2X30 şeklinde arttırabilirsiniz. 

  • Her set için tavsiye edilen maximum nefes 50. 
  • Ayrıca, yaparken göreceksiniz ki sağ kolunuz yorulacak, sol elinizle dirsekten desteklemenizi tavsiye ederim 🙂
  • Ve tabi ki bu çalışmayı bir kaç defa denedikten sonra size iyi gelmediğini hissediyorsanız tekrarlamayın (vücudunuzun size verdiği sinyalleri duymak önemli 🙂 yapma diyorsa yapmayın lütfen).

Farkındayım, biraz uzun oldu 🙂 Sıkılmadan okumanız dileğiyle 🙂

Işıkla kalın…