BEN OLMAK….

BEN OLMAK….

Kasım 5, 2019 0 Yazar: senemozkan

Hepimiz belli bir topluluğa, aileye ait olarak geliyoruz dünyaya. O topluluğun kuralları dahilinde öğreniyor, gelişiyor ve büyüyoruz. 

Küçük bir çocuk olduğumuz, korunup kollandığımız dönemler çabucak geçip, koruyan kollayan rolümüze bürünüyoruz yıllar içinde… Çocukluktan yetişkinliğe geçişimiz hızla gerçekleşiyor. Peki ne kadar benimsiyoruz yetişkin rolümüzü ve hakkını verebiliyor muyuz sizce? Yaş aldıkça otomatik olarak ulaşıyor muyuz erişkinliğe, yoksa yaşla çok da bağlantılı değil mi konu?

İlk evlendiğim dönemi düşünüyorum bu soruyla. Ayrı eve ilk çıkışım, ben olma yolundaki ilk ciddi adımımdı belki de bu. Anne evinin bir kopyasını yapma çabasıydı büyük oranda sanki evlilik hazırlıkları. Benim evim nasıl olmalıydı hiç fikrim yoktu açıkçası. Tek hedef alışık olduğum düzene benzer bir düzen oluşturmaktı. Alınması gerekenler, olmazsa olmazlar listelerinin ortasında üzerimize düşeni yapıp evimizi kurduk eşimle. Sonra o evde yaşamımız sürdükçe bizim evimiz kavramı zaman içinde netleşmeye başladı. Evimizin nasıl olmasını istediğimizi keşfedip, yıllar içinde kendimize göre değiştirdik evin düzenini. Önce ufak adımlar ve tepki ölçmelerle başlayan girişimlerimiz, sonra daha emin, net hareketlere dönüştü ve evlilikten yıllar sonra her köşesiyle bizim evimiz oldu o ev… Kopyalama, sadece gördüğünü yapma döneminin bitmesiyle bizden bir şeyler taşıyan, bizi ifade eden evimize dönüştü. 

Sadece evlerimiz için geçerli değil bu durum bence. Çocukluğumuzda evimizde anne babamızın ilişkisinde ne görüyorsak, büyüdüğümüzde  ilişkilerimizi de aynı bilindik kurallarla yürütmeye çalışıyoruz diye düşünüyorum. 

Diyelim ki, partnerinizle bir sorun yaşıyorsunuz. Herhangi bir konuda, beklentinizden farklı bir tutum sergiliyor ve siz sinirleniyorsunuz. Sinirlendiğinizde ne yapıyorsunuz, bakın kendinize… Öfkenizi ifade etme şeklinize bakın. Bağırıp çağırıyor musunuz, sağa sola bir şeyler mi fırlatıyorsunuz, küsüyor musunuz, surat asmayı mı seçiyorsunuz, yanından uzaklaşmak mı rahatlatıyor sizi, yoksa sakince konuşmayı mı seçiyorsunuz? Bu durumda kendinize dışarıdan bir gözle baktığınızda tanıdık geliyor mu öfkenizi ifade şekliniz? Gördüğünüz ilk ilişki örneğiniz, yani ailenizle ortak noktalar var mı tepkilerinizde? 

Yine evliliğimin ilk yıllarına dönersem bu soruyla, ben küsüp susmayı tercih ederdim hoşuma gitmeyen bir şey olduğunda. Küsmek, surat asmak, konuyu konuşmak yerine üstünü kapatıp yok gibi davranmak, ama içten içe daha da öfkelenmek benim kendimce uygun gördüğüm yöntemdi. Sonra bunun aslında görerek öğrendiğim bir tavır olduğunu fark ettim. Yani yeni ev kurarken kullandığım kopyalama modeli, ilişkimde de geçerliydi. Sevgimi göstermede, evde üstlendiğim sorumluluklarda, eşimle paylaştığım anlarda, öfkemi ifade ediş şeklimde… Nereye baksam anne baba evinde gördüğünü yapan biri vardı yine 🙂 Yetişkin ama kendi olamamış, halen kopyaladıklarıyla hayatına devam eden, kendinden katmaya başlamamış bir Senem 🙂

Aynı evimde olduğu gibi ilişkimde de kendi şeklimi bulmaya başladım yıllar içinde. En baştaki memnun olmadığım, doğru bulmadığım noktaları değiştirmeyi denedim önce. Biraz öğrendiklerimi uygulayarak, uyanları alıp uymayanları bırakarak yani deneme yanılmayla, biraz duygularıma odaklanarak yeni bir model oluştu. İçinde ailemden gelenler de vardı, kendimce üstüne bir şeyler koyup geliştirdiklerim de. Geliştirme çabalarım halen devam ediyor. Model gelişmeye devam ediyor çok şükür 🙂

Ve artık biliyorum ki, yaşadığım mekanlarda, yaptığım işlerde, yaşadığım ilişkilerde, olaylarda kendimi ortaya koyabilmek , birileri gibi ya da benden beklendiği gibi tepki vermek/yaşamak yerine Senem gibi davranmak benim için en keyiflisi, en geliştiricisi. 

Kendimi tanımak, kendimi anlamak, ne istediğimi, bana neyin iyi geldiğini, hangi noktalarda damarıma basıldığını keşfetmek öncelikli hedefim artık. 

Ve bugün herhangi bir konuda hoşuma gitmeyen bir durum oluştuğunda okları karşıya doğrultmak yerine, kendime bakmaya, kendimi anlamaya çalışıyorum. Olayda ne hissettiğim, neden bu şekilde hissettiğim olaydan daha önemli hale geliyor benim için. Kendimi çözmek, olayı çözmek anlamına geliyor çoğu zaman. 

Ben “Ben”i bilince, en zor görünenler bile daha kolay çözülüyor, aşılıyor.  

Öğreneceğimiz, keşfedeceğimiz çok konu var diye düşünüyorum. Yol almanın keyfi ve motivasyonu içinde, önümde gidilecek çok yol olduğunun farkındalığıyla ilerliyorum. Yolculuğun her saniyesi keyifli. Ulaşacağım noktayı bilmiyorum. Biraz yol götürüyor, biraz önümü görebildikçe ben karar veriyorum. Ama ilerliyorum kendimi tanıma ve anlama yolunda 🙂 Sözün kısası, yolculuk güzel şey 🙂 İyi yolculuklar herkese 🙂

Işıkla kalın…