BİR FİLM ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Nisan 20, 2020 2 Yazar: senemozkan

Dün bir film seyrettim. “The Platform.” Netflix’te yayınlanan İspanyol yapımı bir film.

Çok etkileyici, ilginç bir filmdi. Bana farklı şeyler düşündürdü. Onlardan bahsetmek istiyorum biraz. 

Çok kısa olarak filmin konusundan bahsedeyim önce (spoiler vermemeye çalışarak tabi 🙂 ) Yaklaşık 200 katlı bir binada geçiyor hikâye. Her katta hücre şeklinde bir odanın olduğu ve bu hücrelerde 2’şer kişinin yaşadığı bir bina burası. Binanın ortasında ise kocaman bir delik bulunuyor. 

Her gün bu delikten aşağı bir asansör iniyor. En üst katta özenle hazırlanmış, üzerinde çeşit çeşit yemekler bulunan bir platform aslında bu asansör. Her katta birkaç dakika duruyor ve katın sakinleri yemeklerini yiyorlar bu sürede.  Tek kural, asansör katta durduğu sürece yemek yenilebiliyor, yemekleri alıp daha sonra yemek yasak. 

Ve önemli bir diğer detaysa, her ay herkesin bulunduğu katın değişiyor olması. Yani bir ay binanın üst katlarında iken, diğer ay en altlarda bulabiliyorsunuz kendinizi.

Buraya kadar her şey yolunda gibi değil mi? 🙂 Pek değil aslında. 

Çünkü, üst katta harika bir ziyafet sofrası olan platform alt katlara ilerledikçe boşalmaya başlıyor. Karnınızın doyup doymaması veya daha da ötesi yiyecek bir şey bulup bulamamanız da hangi katta bulunduğunuza ve sizden öncekilerin insafına kalmış oluyor.

İşte filmin etkileyiciliği bu sahnelerde artıyor. 

İnsanlığımızı seyrettiriyor bize film. Belli şartlar altında neye dönüşebileceğimizi görüyoruz. 

Önce “tabi bu şartlar altında” gibi düşüncelere girdim izlerken. Bu kısmen insanı rahatlatan bir şey galiba. “Şöyle bir bina, kurgu, film sonuçta” diye başlayan düşüncelerim bambaşka bir noktaya ulaştı sonunda. 

“Bir binada değiliz ama, dışarıda yaşadığımız hayat farklı mı?” dedim kendime. Sonuçta biz de dünyanın kaynaklarını paylaşıyoruz üzerinde yaşayanlar olarak. Üst katta hazırlanmış mükemmel bir sofra var.  Ama herkes farklı oranda faydalanıyor bu sofradan. Kaynaklar herkese yetecek kadar olmasına rağmen açlıktan ölüyor dünyada da bazılarımız. 

Ve biz dünyanın adil olmamasından bahsedip, sofrayı hazırlayanı suçluyoruz. “Adaletin bu mu?” diyoruz. Adaletin masayı hazırlayan değil, o masadan faydalananlarca yaratıldığını düşünmeden.  

Filmi seyrettiğimden beri bunlar dönüyor kafamda. “Suçlu o” tavrımız her alanda kendini gösteriyor yani. Bizim hiç payımız yok sanki yaşadığımız dünyanın durumunda. Kendi aramızda adaletli bir sistem yaratmamamız değil mi yaşananların belki de tamamının sebebi? 

Nasıl ki ilişkilerde suç hep karşı tarafınsa, dünyanın adil olmamasının sebebi de başkaları tabi…

Son dönemde yine beni düşündüren çok önemli bir nokta daha vardı filmde. Alt katlarda zorluk çekip aç kaldıktan sonra, şartları değişip iyi koşullara kavuşan insanların tavırları. Aşağıdakilerin aç kaldığını bile bile, sadece üst katın sefasını sürme ve bolca karınlarını doyurma derdine düşmeleri yani. 

Biz de aynı filmdeki gibi, geçmişte çektiğimiz zorlukları bugün yaşayanlar olduğunu düşünmemeyi seçiyoruz. Destek olmak yerine unutmayı tercih ediyoruz. “Ben çektim, onlar da çeksin” gibi bir psikolojiyle devam ediyoruz. “Ben çektim, bari diğerleri rahat etsin” demediğimiz sürece de döngü kendini kıramıyor.   

Bu konu hayatın o kadar çok alanında var ki. Okulu bitirip işe yeni başladınız mesela, çömezliğiniz sebebiyle angarya pek çok iş yapıp, bunlardan şikayet ederken, bir süre sonra üst pozisyonlara ilerleyip şikayet ettiklerimizi başkalarına yapar hale geliyoruz çoğumuz. 

Öğrenciyken şikayet ettiklerimizi öğretmen olunca biz yapar oluyoruz. 

Çocukken üfleyip püflediklerimiz, anne-baba olunca yaptıklarımıza dönüşüyor. 

Unutuyoruz, her şeyi hızlıca unutuyoruz.  

Siz de bu konulara biraz kafa yormaktan hoşlanıyorsanız, insanlığımızı sorgulamak istiyorsanız filmi seyretmenizi tavsiye ederim. Ama şu konuda uyarmak istiyorum. Rahatsız edici, midenizin kaldıramayacağı sahneler var.  Benim için zorlayıcıydı açıkçası bazı sahneler. 

Tabi filmin zamanlaması da, bu kadar etkileyici olmasının sebeplerinden biri belki. Dünyaca ortak hareket etmemiz gereken bu dönemde seyredince anlamı da farklı oldu filmin. 

Son dönemde seyrettiğim iyi filmlerden biri olarak yerini aldı bende… Karar sizin 🙂

Işıkla kalın…