BİZİ DURDURAN NE?

Eylül 5, 2019 0 Yazar: senemozkan

Bizi durduran ne?

Okuduğum kitaptan geldim bu soruya. Sabah okuduğum sayfalarda şöyle bir olay anlatılıyordu:

Bir zamanlar, ömür boyu hapse mahkum edilip karanlık bir zindana atılmış bir adam vardı. Zindan karanlık ve küflüydü, ve o günde sadece bir kez, iriyarı gardiyan demir kapıyı açıp yere bir tabak yemek bıraktığında bir insan yüzü görebiliyordu. Gardiyan sonra kapıyı kapatıp gidiyordu. Adam yıllarca zindanda çürüdü ve sonunda çıldıracak hale geldi. Sonunda bir karar verdi. O, bu hücrede bir gün daha geçirmektense kaçmaya çalışarak gerekirse öldürülmeye karar verdi. Demir kapının ardında durup gardiyanın yemeğini getirmesini bekleyecekti. Ve gardiyan kapıyı açtığında ona saldıracaktı. Gardiyan daha güçlü olduğundan onun kendisini öldüreceğine emindi. Ve bu daha iyi olacaktı. Bu, ömrünün sonuna dek böyle karanlıkta kapana kısılmış bir halde kalmaktan daha iyiydi. 

Mahkum kapının ardında vaziyet aldı. Ondan destek almak için uzanıp demir tokmağa tutundu. Ancak o tokmağa dokunduğu anda garip bir şey oldu. Tokmak dönmeye başladı. Onun tutunuşunun ağırlığı tokmağı hareket ettirmişti ve kapı gıcırdayarak açıldı. Kapı kilitli değildi. Mahkûm ne yapacağını bilemedi. Öne doğru bir adım atıp demir kapıyı biraz daha açtı. Bu kez o gürültüyle açıldı. Mahkûm koridora baktı ve gardiyanın ona baktığını gördü. Ve hepsi buydu. Gardiyan gülümseyerek kenara çekildi, mahkûm dışarı çıkıp ışığa doğru yürüdü, o artık özgürdü. 

Bu öykü beni yaşadığımız mahkumiyetlerin gerçek olup olmadığına götürdü yine. Bazı şeylere mahkûm olduğumuza o kadar inanmış durumdayız ki, açık kapıları bile görmeyebiliyoruz. Adım atmayı denemiyoruz, denemeyi bırakın düşünemiyoruz bile belki. Adım atma hayalimiz dahi yok bir kısmımızın, o kadar mahkûmuz, o kadar müebbet hapisiz ki. Gün dolduruyoruz sanki hayatta. 

Peki neden? Adım atmamıza engel olan, bizi o adımdan, ayağa kalkmaktan alıkoyan ne? Cesaret öykülerini ibretle okuyup, ne güzel diye iç geçirirken durmak için bizi ikna eden yönümüz hangisi sizce?  

Bence en büyük engelimiz KORKULARIMIZ…

Korku üzerine kurulu bir dünyaya doğuyoruz öncelikle. Bebeklikten itibaren aman dikkat, düşersin, yaralanırsın uyarılarıyla büyüyüp bunu, yani “dikkatli olmayı, mevcut durumu korumayı” farkında olmadan hayat tarzımız haline getiriyoruz. 

Ve toplum tarafından zaten hazırlanmış olan, korku düzeni çarkına giriyoruz ister istemez. “Ders çalışmazsam, iyi bir okul kazanamam”la başlayan, iyi bir üniversitede okumazsam/master yapmazsam/yabancı dil bilmezsem iş bulamamla devam eden, para kazanmazsam, evim olmazsa, sağlık güvencem olmazsa, emekli maaşım olmazsa gibi bizden önceki nesillerce temelleri atılmış, bizlerin de iyice yerleştirdiği korkularla kaplı, aslında pek de adım atılacak yeri olmayan bir hayat bu. 

Hazır yemek gibi. Evde pişirilenin tadı başka ama, hazır olan da rahat işte. Riski yok. Çarka gir, kendini bırak, çevirsin seni….

Arada istisnalar çıkmıyor mu? Tabi ki çıkıyor. Onlar da özenerek baktığımız hikâyeler oluyor genelde. 

Son dönemde ailecek izlediğimiz bir youtuber var. Yırtık Pantolon. Belki siz de rastlamışsınızdır videolarına. Biz videoları aracılığıyla kendisiyle Türki Cumhuriyetler ve Uzak Doğu’nun büyük kısmını gezdik 🙂

Hikâye şu, kendisi 25 yaşında üniversite mezunu bir genç. Gezmeye meraklı. Şartları buna uygun mu derseniz, çoğumuz onun durumunda olsak cevabımız “hayır” olurdu. Çünkü hedeflediği dünya turu için hazır bir bütçesi yok aslında. Arkadaşının hediye ettiği çantayı kullanarak ve cebinde pek de yüksek bir meblağ olmadan İstanbul’dan yola çıkıyor öncelikle. Öyle uçakla, otobüsle gideyim diyecek kadar parası olmadığından otostopla yol almaya başlıyor. İstanbul-Karadeniz-Gürcistan derken Japonya’ya kadar gidiyor. Bir sene önce başlayan yolculuğu şu an halen devam ediyor, bitti zannetmeyin. Hedefim beş sene gezmek diyor. Hedefe bakar mısınız? “Beş sene gezmek.” 

Ben onu izlerken cesaretine hayran kalıyorum. Çünkü gezdiği yerler, tanıştığı insanlar, yediği yemekler, kaldığı yerler… hepsi ayrı bir ders gibi. Aç kaldığı, açık alanlarda kurduğu çadırında uyuduğu günler oluyor. Hiç bilmediği ülkelerde ukulelesini çalarak (telli bir çalgı) veya yaptığı bileklikleri satarak para kazanmaya çalışıyor ve gezmeye devam ediyor. Ve bu nokta önemli, çok mutlu görünüyor, sürekli gülüyor. Çoğumuzun oturup ağlardım, vazgeçerdim diyeceği durumlarda gülmeyi seçiyor 🙂

Düşünüyorum, param yok diye hayalinden vazgeçseydi, yaşadığı şehir olan İstanbul’da bir işe girse, yaklaşık asgari ücretle çalışsa (bu arada bilgisayar mühendisi kendisi, asgari ücretle başlasa da gelecek vadeden bir mesleği var yani), annesiyle yaşadığı evde hayatına devam etse… nasıl bir hayatı olurdu acaba? Her gün işe gidip gelmesiyle ilgili video çekmezdi herhalde, çekse de pek takipçi bulamazdı muhtemelen 🙂 Hepimiz için yeterince tanıdık bir hayat olurdu çünkü, başkasında takip etmeye değecek bir yanı olmazdı.  Ama o dünyayı geziyor ve burada aslında onu hiç tanımayan biri olarak yaptığı işe büyük saygı duyuyorum. Cesaretini alkışlıyorum. 

Hepimize gerekli olan şey biraz cesaret sadece. Herkes dünyayı gezsin demiyorum 🙂 Vardır herhalde hayalleriniz. 

Haydi o zaman bugün için şöyle bir çalışma önerim olsun, öncelikle bir göz atalım hayallerimize 🙂

  • Gün içinde tek başınıza kalabildiğiniz bir anda, ya da bu mümkün değilse gece yatağınıza girdiğinizde bir 10 dakika ayırın kendinize. 
  • Rahat bir pozisyonda oturun.
  • Kapatın gözlerinizi ve derin birkaç nefes alın.
  • Öncelikle bir hayal seçin. Düşündüğünüz, ama herhangi bir sebeple uygulamaya alamadığınız bir hayaliniz olabilir. 
  • Gelmedi mi? Yeni bir hayal yaratın o zaman. Düşünün, şu bitirdiğiniz günde ne yapmış olsanız o odada yüzünüzde kocaman bir gülümseme ve kalbinizde iyi ki böyle geçirdim bu günü hissiniz olurdu. İşte o karede düşünün kendinizi. 
  • Ve etrafınıza iyice bakın. 

Neredesiniz? Açık alan mı, kapalı bir mekan mı? Tanıdık bir yer mi, yoksa ilk defa gittiğiniz bir yer mi? Çevreyi inceleyin. Tüm detaylara dikkat etmeye çalışın. 

Çevrenizde kimler var?  Tanıdıklarınız, tanımadıklarınız, yaşları, cinsiyetleri?

Gece mi, gündüz mü? Aydınlık bir yer mi bulunduğunuz, karanlık mı?

Hava nasıl? Yaz mı, soğuk bir kış günü mü? Güneşli, yağmurlu, karlı?

Ve orada ne yapıyorsunuz? 

Tadına varın orada olmanın, keyfini çıkarın hayal ettiğinizi sonunda yapmanın..

Ve size hissettirdiklerine odaklanın. Ne hissediyorsunuz? Hissinize odaklanın. Mutlu mu, huzurlu mu, kahkaha mı atıyorsunuz, güzel bir manzaranın keyfini mi çıkartıyorsunuz, harika bir yemeğin tadı mı damağınızda, uzun zamandır görmediğiniz birine sarılmanın huzuru mu hissettiğiniz… Fark edin… 

Ve sizce uygun zamanda açın gözlerinizi. 

Evet neler hayal ettiniz 🙂

Peki şimdi biraz yazma ve üzerine düşünme zamanı. 

Hayalinizi yazın önce kısaca, birkaç cümleyle. Yazarken şimdiki zaman kullanın lütfen (“Mısır’dayım, piramitleri ziyaret ediyorum. Hava çok sıcak” gibi 🙂 ).

Ve neler hissettiğinizi yazın (“Çok heyecanlıyım uzun zamandır istediğim bu yerde olduğum için, manzara çok güzel, etrafım çok kalabalık ama sanki kimse yok, tek başıma gibi hissediyorum” ). 

Evet şu an için bir hayal belki o kâğıda yazdıklarınız ama, yarın gerçek olmasına kim engel olabilir?

Sizin hayal ettiğiniz şeyi yapan insanlar vardı bugünYa da başkalarının hayal ettiği bir gündü aslında yaşadığınız gün 🙂

Ya da hayaliniz bugüne kadar hiç yapılmamış bir şey mi? O zaman çok şanlısınız, birilerine ilham olacaksınız… 

Hayal kurmak güzel şey. Hayali bile gülümsetiyorsa sizi, gerçeğini yapmak da hedef olmaya değer 🙂

Dünya değişiyor. Enerjiler değişiyor. Ve bugün artık korkulardan kurtulma, endişelerden sıyrılma zamanımız geldi hepimizin. 

Haydi bir değişiklik yapalım.Korku yerine sevgiyi desteklemeyi, arttırmayı seçelim artık. Korkularla dolu hayatın bize verdikleri ortada. Bir de sevginin bol olduğu bir hayatı deneyimleyelim. 

Zor gibi mi geldi? Ufak adımlarla başlayalım o zaman cesur hareketlere. Evden çıktığınızda hiç girmediğiniz o sokağa girin mesela yarın, ya da her zaman yemek yediğiniz yerde hiç tatmadığınız bir lezzeti tadın biraz risk alarak. Ve görün size neler hissettirdiğini. 

Farklı bir şey yapmanın tadını alın ve o hücre kapınızın aslında açık olduğunu fark edin artık. Sadece tercihlerinizle ilgili dışarı atacağınız adım.. Haydi ilerleyin…

Işıkla kalın…