ÇANTAMIZDAKİLER…

ÇANTAMIZDAKİLER…

Eylül 19, 2019 0 Yazar: senemozkan

Ruh durumumuz değişken. 

Yaşadıklarımız, duyduklarımız, şahit olduklarımız belirliyor genelde ruh halimizi. Yaşanan güzel bir olay bizi havalara uçurup, sürekli gülümser bir halde etrafta dolaşmamıza sebep olurken, bazen de olumsuzluklar üst üste geliyor ve üzerimizde kara bulutlar dolaşıyor gibi hissediyoruz. İlkindeki pozitifliğe karşılık, ikinci durumda moral bozukluğu, hiçbir şey yapmama isteği, somurtan bir surat gibi belirtiler kendini gösteriyor. 

Bazen sebebini bile bilmiyoruz bu inişin. Yeni başlanan bir güne yorgun uyanma, yataktan çıkmama isteği, “yorganı çeksem kafama da, kimse bulamasa beni” hissimiz olabiliyor dönem dönem. 

Bizi bu duruma getiren olayları anlayıp, analiz etmek, neden bu kadar düşük enerjide olduğumuzu anlamak mutlaka çok önemli. Ama “neden böyle motivasyonum düşük?” sorusuna çözüm aramadan önce yapmamız gereken önemli bir şey var bence. 

Motivasyonumuzu yükseltmek….Yani o düşük enerjiden sıyrılmak. Tıpkı geçirdiğiniz bir kaza sonrası, kazanın sebebi, nasıl olduğu gibi konulara gelmeden önce acil müdahale yapılıp, hayati fonksiyonların düzeltilmesi, riskin ortadan kaldırılması gibi, negatiflikten sıyrılmamız da önemli bence bu noktada.

Zaten doğru analiz de o negatiflikten çıkıp, olaylara biraz daha farklı bakınca yapılıyor diye düşünüyorum. Yani teşhis için bile o durumdan sıyrılmak gerekiyor önce. Kalıcı çözüm ise daha sonra. 

Bu noktada da kendimizi tanımak ve neyin bize iyi geleceğini bilmek önem kazanıyor. Hepimizin enerji yükseltme yöntemlerimiz farklı. 

Kimimiz kendini dışarı atıp, kalabalığa karışmayı tercih ediyor, bazılarımız ise tek başına sadece sakinliği. 

Daha iyi hissetmek için kullandığım kendi yöntemlerimden bahsetmek istiyorum bugün. Belki ortak olanlar vardır sizinkilerle ya da ilham olur kendinizle ilgili bir keşfe…

Haydi başlayalım…

İlk çözümüm, yürüyüş yapmak. Ama öyle vitrin gezer gibi değil, tempolu bir yürüyüş bahsettiğim. Tempolu ve uzun bir yürüyüş. En baştaki karamsarlık durumum sanki ben yol aldıkça arkamda kalıyor gibi hissediyorum bu anlarda. Hareket iyi hissettiriyor, kafamın üstündeki kara bulutlar dağılıyor sanki ben hareket ettikçe. 

Evdeyim ve dışarı çıkıp yürümek için ortam uygun değil mi? Yağmur var, hava çok soğuk, saat uygun değil gibi sebeplerle evden çıkamıyorsam evde hareket ediyorum. Hopluyorum, zıplıyorum, dans ediyorum… Yöntem size kalmış. Ama hedef hareket etmek…

Hareket, oturup herhangi bir konuyla ilgili düşünme eylemime son verme niyetimi koyuyor ortaya. “Hayır şu an oturup, bu karamsarlıkta kalamazsın” mesajım oluyor kendime.. Bir yasak gibi değil, yumuşakça, “biraz hareket et, sonra istersen karamsarlığına dönersin” diyorum kendime. Ama bugüne kadar hareketten sonra karamsarlığa dönmeyi seçtiğim hiç olmadı 🙂 Ve sistemimin bu döngüsüne güvenerek her geçen gün daha da rahatlıkla uyguluyorum bu yöntemi. 

İkinci yöntemim müzik 🙂 Müziğin iyi kullanıldığında muhteşem bir frekansı olduğuna inanıyorum. Yani en keyifli anınızda dinleyeceğiniz karamsar bir müzik sizi diplere çekerken, karamsar bir anda dinlediğiniz hareketli, neşeli, olumlu sözlerle dolu bir müzik bir anda doping etkisi yaratabiliyor. Böyle müzik listelerim var telefonumda. Sabah güne enerjik başlamak için bir liste, sakinlik ve huzur istediğimde dinlediğim parçalardan oluşan başka bir liste, dengeleyici liste, bol gürültülü bir liste, gece uykuya dalmadan önce dinlemekten keyif aldıklarım listesi, sesiyle huzur bulduklarım listesi gibi 🙂     

Dikkat ediyorum, dinlediklerim bana ne hissettiriyor. Sezen Aksu dinlemeyi çok severim mesela. Ama Sezen Aksu parçalarını özellikle keyifli olduğum anlarda dinleyebildiğimi fark ettim yıllar önce. Eğer biraz negatif yönüm ağır basmaya başlamışsa iyi gelmiyor bu parçalar. Bu sebeple dinlediğim müzikleri sevdiğim/sevmediğim diye ayırmak yerine, o an dinlemek istediklerim ve istemediklerim diye ayırıyorum bunu anladığımdan beri. Yani, evet Sezen Aksu şarkılarını hâlâ çok seviyorum, ama dinlemek için zamanlamama özen gösteriyorum 🙂

Dinlediğim şarkıların sözlerine dikkat ediyorum ayrıca, içerdikleri enerjiyi  fark ediyorum. Özellikle de arka arkaya, bıkmadan usanmadan dinlediklerimin. Çünkü aynı sözleri sürekli dinlemek, hatta eşlik edip söylemek zannettiğimizden daha önemli bizim için. Sürekli tekrarlanan sözler olunca, mantra ya da zikirden bir farkı kalmıyor diye düşünüyorum. “Sözlerin gücü çok büyük.” Zaman zaman eski yazılarda da vurgulamıştım bunu. Basit bir şarkı olarak görmek yerine, üzerimdeki etkilerini fark etmeye çalışıyorum şarkıların. 

Üçüncü yöntemim, nefes. Nefes, sadece birkaç dakikada kendimi tamamen tazelediğim bir başka yöntem benim için. Derin nefes almak (diyafram nefesi) kesinlikle daha sakin olmaya ve rahatlamaya teşvik ediyor. 

Kendimi motive etmek ve enerjimi arttırmak için özellikle kullandığım nefes ise, Nadi Shodhana (Dönüşümlü Burun Nefesi) tekniği. Nasıl uygulanacağını ve vücudumuzda yarattığı etkiyi detaylı olarak anlatmaya çalışmıştım. Linki burada. http://www.senemozkan.com/beden-zihin-baglantisi/ Olumsuz düşünceler beni ele geçirdiğinde, kendime dur demek için seçtiğim nefes genelde bu oluyor. 

Siyah bulutlarla kaplı bir bahçede gözlerimi kapatıp başladığım nefes, birkaç dakika sonra gözlerimi açtığım rengarenk çiçeklerle kaplı bir bahçede sonlanıyor 🙂

Ve çok etkili bir diğer yöntemim kahkaha atmak… Hasta olduğunuzda doktorun acil çözüm için önerdiği iğne ya da serum gibi bu da acil çözüm reçetesi bence. Gülmeye başlayınca, beni ele geçiren olumsuzluk dalgası hızla uzaklaşıyor diye düşünüyorum. İster komedi bir film izleyeyim, ister komik bir video… Malzeme olarak ne kullandığım çok önemli değil, yeter ki önce ufak bir gülümseme kondurabileyim suratıma. “Başla” düğmesine basınca gerisi geliyor zaten.

Aynanın karşısına geçip, sahte bir gülümseme takınmanın bile etkisi büyük. O karamsarlık içindeki sahte gülümseme dahi güldürüyor beni bazen. Çok saçma görünüyor çünkü 🙂 Ama amacıma ulaşıyor muyum, kesinlikle evet…  

O anda bulunduğunuz ortamda gülünecek bir şey yoksa, sizi güldürecek bir şey seyredemiyorsanız veya okuyamıyorsanız  eskilerden kalanları da kullanabilirsiniz. Kapatın gözlerinizi ve farz edin ki o kahkahalara boğulduğunuz olaydasınız tekrar. Televizyon ya da telefon yerine hafızanızdaki videoları, anıları kullanın 🙂   

Bu sabah oğlumu okula götürürken hafızama harika bir kayıt attım mesela, bol kahkahalı 🙂 Güne harika bir başlangıçtı. Evden çıktık bahçede bizi takip eden minik kedinin, o arada bahçeyi sulayan fıskiyeler arasından geçişiyle kahkahalara boğulduk 🙂 Kedinin suratındaki şaşkınlık-korku-tedirginlik karışımı ifade, ilerleyeyim mi geri mi döneyim kararsızlığı, koşmaya karar verdiği sırada ayaklarının kayıp patinaj çekmesi, sağa sola kayması. Bugünün kahkaha malzemesini sabah almış oldum yani 🙂 Gün içinde karamsar olmam pek mümkün değil artık 🙂

Hareket etmek, müzik, nefes, kahkaha….Bunlar benim acil durum çantamda taşıdıklarım. İlk anda hayat kurtaranlarım 🙂 Biraz rahatlayıp, sakinleşmeye başladıktan sonra olaylara bakışımın değişmesine katkı sağlayanlarım. 

Hepsi çok değerli. Çünkü onlar can yeleklerim ve yüzeye çıkıp, nefes almamı sağlıyorlar. O nefesi alınca da yaşamaya devam edebiliyorum… 

Evet, ne demiştik. Kendini tanımak… Herkesin bir acil durum çantası olmalı diye düşünüyorum. İçine neler koyacağınız size kalmış. Deneyerek, yaşayarak, size iyi gelenleri bulmak serbest. 

Siz de bulun can yeleklerinizi ve doldurun çantanıza. Hatırlayın, onlar her zaman yanınızda olup, ihtiyaç anında kullanmanızı bekliyorlar.. Ve diyorlar ki, BİZ BURADAYIZ VE SİZ HER ZAMAN GÜVENDESİNİZ.

Işıkla kalın…