ÇOCUKLUĞUMDAN GELEN…

ÇOCUKLUĞUMDAN GELEN…

Temmuz 31, 2019 0 Yazar: senemozkan

Son günlerde aklımda bir konu var. Okuduğum bir kitapla hatırladığım, çocukluğumdan kalan bir düşünce, bir his. Konu yıllardır bildiğim bir konu aslında, ama kitapta o kadar net bir şekilde hissettiklerimin üzerinde durulmuş ve kaynaklarla açıklanmış ki. 

Bitirdiğimde kitapla ilgili yorumlarımı da yazacağım. Ama öncelikle bugün anlatmak istediklerim benimle ilgili. 

Çocukluğum İstanbul’da geçti. 80’li yıllar, mahalle hayatı, komşular, komşu çocukları, akrabalarla bir hayat.

Oturduğumuz binada üst kat komşularımızı çok severdim. Zamanımın büyük bir kısmı onların evinde geçerdi diyebilirim. 4 kız vardı evde. Yaşları benden büyük ablalar aslında. En küçüğü benden 3 yaş büyüktü. Bayılırdım onların evine gitmeye. 

Onların hayatıyla bizimki arasındaki farklar dikkatimi çekerdi. Mesela, en ilginç gelen şey şuydu: Televizyon seyretmiyorlardı. Neden olduğunu anlamazdım. Çünkü maddi durumları kötü değildi, televizyon alacak paraları vardı. 

Giyim şeklimiz de farklıydı. Kızlar uzun etekler giyiyor ve başlarını örtüyordu. Saçlarını görmüyordum mesela. Bense yanlarında şortum ya da kısa eteğimle oluyordum. 

Farklarımız vardı, evet şekilsel farklar. Dediğim gibi çok seviyordum onları ve evlerine gitmeye bayılıyordum. Annem, anneannem, teyzem herkes severdi onları. Konuşulurdu evde, çok iyi insanlar, sağ olsunlar falan gibi lafları çok duymuşumdur. 

Yaz tatillerinde mahallenin küçük çocukları ellerinde bir şeylerle o eve giderlerdi sabah saatlerinde. Galiba ilkokul birinci sınıftan ikiye geçtiğim yaz tatiliydi. 8 yaşındaymışım demek ki (o zamanlar okula 7 yaşında başlıyorduk 🙂 ). Okumayı yeni öğrendiğimi ve çok hoşuma gittiğini hatırlıyorum çünkü. 

Annem bir gün dedi ki; “haydi sende git bu yaz da Kur’an okumayı öğren”. Zaten gitmek için can atıyorum o eve, çok sevindim. Fırsat çıkmıştı komşuda daha çok zaman geçirmek için…

Ve bir sabah uyandım, o gün ilk ders günümdü. Tam çıkacağım üst kata. Annem beni durdurdu, uzun bir etek giydirdi ve bir başörtü taktı başıma. Hiç rahat hissetmediğimi hatırlıyorum kendimi, o eteği nasıl toparlayıp yürüyeceğimi, nasıl oturacağımı bilmiyordum 🙂 Başımın kapalı olması da yabancı bir durumdu. Niye böyle giyindim diye sordum, annem de böyle olması gerektiğini söyledi, Kur’an dersi olduğu için böyle giyinmem gerekiyordu. Zaten gelen diğer çocukları da görüyordum, herkes böyle giyiniyordu. Demek ki annem haklıydı.  Kendimi garip hissetmeme rağmen kurallara uygun giyinip çıktım üst kata.

Ve masaya oturduk. Önüme bir kitap açtı abla ve başladı harfleri öğretmeye. Bunlar okulda öğrendiğimden çok farklıydı. Tekrarlamaya ve ezberlemeye başladım. Kaçıncı gündü bilmiyorum, abla iki harfi birleştirip okumayı gösterdi. Anlamaya çalışıyordum. “Aferin, bak okuyorsun” dedi biraz da cesaretlendirmek için belki. İyi de okuduğumdan bir şey anlamıyordum!.. Okulda okuduğumda, ne okuduğumu biliyordum, ama bunda ağzımdan çıkan garip sesler vardı sadece. Ne dediğimle ilgili en ufak bir fikrim yoktu. 

Çok emin değilim ama, 2-3 gün geçti herhalde böyle. Sabahları sürekli çekiştirdiğim kıyafetim ve sanki duymamı,  sağı solu görmemi engelleyen baş örtümle üst kata çıkıp, anlamadığım garip bir şeyler okumaya çalışıyordum. 

Ve isyanım çabuk geldi tabi 🙂 Anneme dedim ki, ben gitmiyorum artık. Bu kıyafeti sevmiyorum, ayrıca o kitabı okumak çok zor ve ne okuduğumu da anlamıyorum.. 8 yaşındaki bir çocuğun kendince isyanıydı belki. Neyse ki, annem de ısrar etmedi ve benim Kur’an öğrenme dersim pek de yol alamadan bitmiş oldu 🙂

Şu an bu satırları yazarken, hâlâ o 8 yaşındaki çocuğun hislerini taşıyorum. Neden o kitabı okurken kendi kıyafetim dışında bir kıyafet giymeliyim ve okuduğumdan tek kelime bile anlamıyorsam neden okuyorum 🙂

Son yıllarda okuduklarım ve yaptığım çalışmalarda bir şeyler koydum tabi bu düşüncenin üstüne. Ama ana fikir aynı…8 yaşımın kalıntıları halen belirgin 🙂

Her zaman göründüğünden öte olduğunu düşündüğüm dinlerin misyonunu nasıl da hakkınca yerine getirdiğini, insanlığın aşamalı olarak aşağı iniş sürecine kusursuz hizmetini okumak iyi hissettirdi kendimi galiba. “Biliyordum, göründüğü gibi olamayacağını biliyordum” dedirtti bana son günlerde 🙂 

İlahi planda her şey olması gerektiği gibi ilerliyor yani… Unut dendiğinde unuttuğumuz gibi, hatırla dendiğinde de hatırlamaya hazırlanıyoruz hepimiz…

Işıkla kalın…