DİKKAT ETTİKLERİM 1

Aralık 9, 2019 2 Yazar: senemozkan

Okuyup araştırınca, dinleyince, seyredince hepimizin dikkat edilecekler listeleri oluşuyor. Listedekilerin bazıları hayatımıza hiç giremeden, yok olup gidiyor, kimisi ise günlük rutinimize dahil olup vazgeçilmezimiz haline geliyor. 

Benim de okuduklarımdan, duyduklarımdan, öğrendiklerimden günlük hayatıma dahil ettiğim, yapınca kendimi daha iyi, daha sağlıklı hissettiğim maddelerim var. Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. Ama tek yazıya sığmayacak diye düşündüğümden, birkaç yazıdan oluşacak “Dikkat ettiklerim”. İşte bu ilki…

Son yıllarda en dikkat ettiklerimden, belki de listenin ilk sırasında gelen konu; diş macunu seçimim

Yıllar önce florür hakkında okuduklarımla başlamıştı bu konudaki farkındalığım. Diş macunlarının içinde bulunan ve hakkındaki tartışmalar yıllardır süren, daha da uzun yıllar süreceğe benzeyen bir konu diş macunlarıyla vücudumuza aldığımız sodyum florür. 

İnternette konuyu araştırırsanız, “faydalı” diyenler de var, “uzak durulması gereken bir zehir” diyenler de. Ben “uzak durulması gerekir”e ikna olanlardanım. Bu sebeple gereğinden fazla florür alımımı azaltma çabasındayım. Bunun için de diş macunu seçimime özen gösterip, içinde florid olmayan diş macunlarını tercih ediyorum. 

Florür nedir ve hakkında neden bu kadar konuşuluyor derseniz;

Florür aslında doğada olan bir mineral.  Yazıda bahsedeceğim ise, sodyum florür (florid), yani sodyum(Na+) ve F(-) iyonlarından oluşan inorganik kimyasal bir bileşim ve tartışmaların konusu olan madde de bu. Florid’i günlük yaşantımızda oldukça sık kullanıyoruz. Özellikle de diş macunlarında. 

Faydalı olduğunu söyleyenler de var, zararlı olduğunu söyleyenler de dedik. Önce savunucularına bakarsak;

Diş çürümesini engellemede etkili bir madde olduğunu ve mutlaka alınması gerektiğini söyleyenler konunun bir tarafını oluşturuyor. Birçok diş hekiminin yanında, Türkiye Diş Hekimleri Birliği, Dünya Sağlık Örgütü gibi kuruluşların da florid’in diş çürümelerini önlediğiyle ilgili açıklamaları bulunuyor. Aynı kişi ve kurumlar diş hekimleri tarafından yapılan flor uygulamasının da çürükleri önlemek adına uygun bir yöntem olduğunu savunuyor. Sistemin genel olarak bunu desteklediğini, son yıllarda okullarda ücretsiz olarak yapılan flor uygulamalarından da anlıyoruz (Neyse ki, velilerden bununla ilgili bir onay isteniyor ve uygun bulmuyorsanız çocuğunuza bu uygulama yapılmıyor).

Peki zararlarından bahsedenler neler söylüyor? 

“19. yüzyılda fare zehri olarak kullanılıyordu” iddialardan biri.

“I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar ve Ruslar, Farben adlı şirketin ürettiği florürü hapistekileri daha ‘etkisiz ve aptal’ yapmak için içme sularına katıyordu. Florürün beynin belli bir bölgesine tahribat yaparak kişileri mücadele anında daha az aktif hale getirdiği tespit edilince bir kimyasal silah olarak kullanıldı” başka bir iddia.

“Hitlerin esir tuttukları insanlara yaptıkları insanlık dışı deneyler arasında florür deneyi de vardı. Nazi esir kamplarında insanlar üzerinde florür deneyleri yapılıyordu. Florüre sürekli maruz kalındığında zaman içinde beyin gücünde azalma görüldü” diyenler de var.

Bunları okuduğumda özellikle Hitler tarafından gaz odalarına götürülen Yahudilerin hiç itiraz etmeden gayet sakince ölümlerine ilerledikleri vurgusu ve bu itaatin florla sağlandığı beni vurmuştu diyebilirim. İtiraz etmeden, ölüme ilerleyen bir topluluk… Filmlerden, belgesellerden hepimize tanıdık gelen bir görüntü değil mi?

Peki bu iddialara göre flor ne yapıyor da böyle itaatkar bireyler ortaya çıkarıyor?

Bunu açıklayabilmek için öncelikle, beyindeki küçük bir endokrin-içsalgı bezi olan epifiz bezinden bahsetmemiz gerekiyor.

Epifiz bezi, bezelye büyüklüğünde bir bez ve beynin geometrik olarak tam orta noktasında yer alıyor. Şekil olarak çam kozalağına benziyor. İngilizce adı olan “pineal gland” de, çam kozalağı anlamına gelen “pine cone”dan geliyor. Epifiz bezi beynin içindeki duruşu itibari ile gözün şeklini andırması nedeniyle ve diğer mistik sebeplerden dolayı antik dönemlerden beri ‘üçüncü göz’ olarak da anılıyor.

Beynimizdeki her bölüm simetrik iken, yani tüm bölümlerden iki tane bulunurken, epifiz bezi bu durumun tek istisnası ve beynin tam ortasında tek bir tane. 

Geçmiş yıllarda ne işe yaradığı bilinmezken “Bir işe yaramıyor” olarak nitelendirilen epifiz bezi ile ilgili yapılan son araştırmalar, epifiz bezinin özellikleri ve görevi hakkında birçok bilgiyi gözler önüne seriyor.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu bezin asıl görevi seratonin, melatonin ve DMT (dimethyltryptamine) molekülü hormonlarını salgılamak.

Seratonin; yaşamdan zevk almamızı sağlıyor ve mutluluk hormonu olarak biliniyor. Seratoninin düzenli veya yeterince çalışmaması, ruhsal dengemizin olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Panik bozukluk, obsesif kompülsif bozukluk gibi ilk akla gelen ruhsal hastalıklar başta olmak üzere, birçok ruhsal hastalık seratoninin yetersiz veya düzensiz çalışması sonucunda oluşuyor. Anti depresan ilaçların bir kısmı özellikle seratonin düzeylerine etki ediyor ve seratoninin düzenli çalışmasına katkıda bulunuyor. Gereken yerlerde seratoninin yeterli düzeyde bulunmasını sağlayarak ruhsal hastalığın iyileşmesini sağlıyor.

Melatonin, genel olarak vücudun biyoritmini düzenleyen önemli bir hormon. Vücutta bir antioksidan olarak da işlev görüyor. Enfeksiyon, enflamasyon ve bağışıklık sistemi hastalıklarına karşı korunmada oldukça etkili. Kansere karşı koruyucu. Melatonin hormonu, ışığa duyarlı bir hormon. Az ışıklı ortamlarda salgılanabiliyor ve verimli olarak salgılanabilmesi için karanlığa ihtiyaç duyuyor. Kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte, genel olarak saat 23.00 ile 05.00 arasında melatonin salgılıyoruz. 

Gece vardiyalarında çalışan işçilerde meme ve kolon kanserinin daha fazla görüldüğünü gösteren araştırmalar, bunun sebebinin yeterli melatonin üretilememesi olduğunu ortaya koyuyor.

DMT molekülü ise, ruhumuzla iletişimimizi sağlıyor, farklı bilinç seviyelerine ulaştırıyor ve dolayısıyla hayatımızda sezgisel gücümüzü ve psişik yeteneklerimizi geliştirmemiz için bir zemin hazırlıyor. İlginç bir hormon. Bu hormon anlaşılmaz bir şekilde doğum ve ölüm anında en tepe noktada salgılanıyor. Bunun haricinde uyku halinde üretilen bir hormon. 

Doksanlı yılların sonunda Jennifer Luke, kullandığımız diş macunlarında bulunan sodyum floridin epifiz üzerindeki etkileri konusunda bir çalışma başlatıyor.

Luke, beynin tam ortasında yer alan epifiz bezinin florid için bir hedef olduğu sonucuna ulaşıyor. Ve diyor ki,  epifiz bezi diğer fiziksel maddelerden daha fazla floridi kendine çekiyor, tıpkı bir mıknatıs gibi. Bu da epifizin görevini yerine getirememesine ve bedendeki hormonal dengenin bozulmasına yol açıyor.

Daha sonra yapılan çeşitli araştırmalar da sodyum floridin beyindeki epifiz bezinde absorbe edildiğini kanıtlamış durumda.

Konuyla ilgili farklı araştırmalar ve görevini tam olarak yapamamasının sonuçlarını inceleyince, kireçlenmesini önlemek önemli diye düşündüğümden, ben de florür alımıma dikkat ediyorum diyebiliriz kısaca.

Araştırmak, düşünmek, fikir üretmek değer verdiğim kavramlar. Bulunduğumuz ortamda kayıtsız şartsız itaat etmek yerine, inceleyip, gerektiğinde tepki verebilmek hepimizin görevi diye düşünüyorum. Daha iyi bir ülkede, daha iyi bir dünyada yaşamak istiyorsak (ki ben istiyorum) hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız, bunun ilk şartı da düşünmek ve tepki verebilmek. 

Ayrıca, bedenimi harika işleyen bir sistem olarak görüyorum. Bunun için de onun rutinini bozacak besinler/maddeler tüketmemek, dengesini korumasına katkıda bulunmak öncelikli görevim haline geliyor.

İşte tüm bu sebeplerle, öncelikle florürsüz diş macunu kullanıyorum. Ayrıca, oğlumun dişlerine  okulda flor uygulaması yapılmasına izin vermiyorum. 

Konu önemli diye düşünüyorum. Son yıllarda ciddi şekilde artan depresyon, çeşitli psikolojik hastalıklar ve kanser vakaları düşünüldüğünde konu herkes tarafından önemsenmeyi hak ediyor bence.  

Diş macunu için pek çok seçenek var artık. Marketlerde, eczanelerde veya network satış yapan firmaların birçoğunda florürsüz diş macunu bulunabiliyor. 

Tabi şunu da söylemek lazım, diş macunu alırken içindekilere bakmaya başlayınca başka şeyler de dikkatinizi çekmeye başlayacak muhtemelen 🙂 Florüre dikkat etmişken Sls, Paraben, Titanium Dioxide ve renklendirici içermeyenleri tercih etmeye başlayacaksınız belki 🙂

Marka vermek gerekirse rahat ulaşabileceğiniz 2 ürün önerebilirim, 

Eyüp Sabri Tuncer Misvak Özlü Diş Macunu,

Splat Marka diş macunları (Gratis’lerde bulunuyor. Ama çok çeşidi var, içindekilere dikkat ederek florürsüz olanları tercih etmeniz gerekiyor).

Diş macunu alırken bu kadar inceleyemem diyorsanız en azından renk kodlarına bakmanızı tavsiye ediyorum. Diş macunu tüplerinde bulunan renk kodlarına dikkat edip, yeşil olanları tercih etmeniz bile kendiniz için harika bir adım olabilir 🙂 Ve özellikle florür içermemesine dikkat tabi 🙂

  • Yeşil : Doğal,
  • Mavi         : Doğal ve ilaçlı,
  • Kırmızı     : Doğal ve kimyasal karışımlı,
  • Siyah         : Kimyasal karışımlı.

Işıkla kalın.