GİZLİ YÖNLERİYLE ATATÜRK – ERGUN CANDAN

GİZLİ YÖNLERİYLE ATATÜRK – ERGUN CANDAN

Ekim 22, 2019 0 Yazar: senemozkan

Okumak için uzun süre sırasının gelmesini beklediğim bir kitaptı. 

Atatürk ve ezoterizm bugüne kadar hakkında bir şeyler okuduğum bir konu değildi. Ama Atatürk’ün hayatına, imkansızlıklardan yarattıklarına, azmine, kararlılığına bakınca ilginç bir motivasyonu olduğunu, yaşadığı dönem insanlarından çok farklı olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Bulunduğu ortamdaki imkansızlıklara odaklanmak yerine, o şartlarda bile her zaman bir çıkış yolu bulmayı başarmış, dünyaya gelmiş en güçlü lider olmuştur gözümde hep. 

Ortaokul yıllarımda bir okul gazetesi çıkartıyorduk. Gazete dediğime bakmayın, duvara asılan bir panoydu aslında, ama biz gazete diyorduk nedense 🙂 Ayda bir yazılar düzenleniyor ve pano yenileniyordu. Okul gazetesi ( 🙂 ) için Atatürk’le ilgili yazı hazırlayacaktım. Atatürk’ün çok da bilinmeyen bir anısını bulmaktı görevim. Yani derslerde okuduğumuz, cephede onu yapmış, bu başarıyı kazanmış gibi bilindik bir anı değildi amacım. Defalarca kütüphaneye gidip, onlarca kitap karıştırdığımı hatırlıyorum. Taksim’deki Atatürk Kitaplığı ve Atatürk’le ilgili kitapların bulunduğu bölüm. Neler neler okumuştum, hayran kalmıştım Atatürk’e ve yaşadıklarına. 

Ve o günlerde onlarca anının içinden seçip, okul gazetesine konulan yazının kitapta yer alması beni o günlere götürdü 🙂 İşte o anı:

Yıl : 1919

Aylardan : Temmuz

Ülke işgal edilmiş, Osmanlı’nın son imparatoru çaresizlik ve teslimiyet içinde… Ülkenin kurtarılabileceğine inananların sayısı her geçen gün azalmakta, ümitsizlik herkesin içini karartmakta…

Şimdi size aktaracaklarım işte böyle bir ortamda Erzurum Kongresi’nin hazırlıklarının yapıldığı günlerden birinde yaşanmıştır.

Mustafa Kemal yanında oturan Mazhar Müfit Kansu’ya döner ve şöyle der:

– “Mazhar not defterin yanında mı?”

– “Hayır paşam.”

– “Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel.”

Elinde not defteriyle Mazhar Müfit Kansu’nun geldiğini görünce sigarasından bir iki nefes çektikten sonra konuşmaya başlar:

–  “Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Süreyya (kalem müdürü) bileceksiniz, şartım bu…”

Bundan sonrasını hatıralarında Mazhar Müfit Kansu şöyle anlatmaktadır:

“Öyleyse tarih koy” dedi.

Koydum: 7-8 Temmuz, 1919 Sabaha karşı.

Pekala yaz” diyerek devam etti.

-“Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.. Bu bir. 

İki, padişah ve Hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. 

Üç, örtünme kalkacaktır. 

Dört, fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir. 

Bu anda kalem elimden düşüverdi. Yüzüne baktım. O da benim yüzüme bakıyordu. Bu, gözlerin bir takılışta birbirlerine çok şey anlatan konuşuşuydu. Paşa ile zaman zaman senli benli konuşurdum. 

“Neden duraksadın” dedi. 

“Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var” dedim. 

Güldü…

-“Bunu zaman gösterir, sen yaz” dedi.

 “Beş, Latin harflerini kabul etmek.” 

“Paşam yeter, yeter…” dedim. Biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insanın davranışı ile : “Cumhuriyet ilânını başarmış olalım da üst tarafı yeter” dedim. Defterimi kapattım. “Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz, hoşça kalın” dedim. Yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı.

O anda olayların beni nasıl aldattığını ve Mustafa Kemal’i doğruladığını, Mustafa Kemal’in beni nasıl bir cümle ile yıllar sonra susturduğunu tarih önünde açıklamalıyım.

Aradan yıllar geçmişti. 

Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu’dan dönüyordu. Ankara’ya geldiği zamanda otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu. Ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım!… Kendisinin yanında oturan Diyanet İşleri Başkanı’nın başında da şapka vardı. Kendisi ne ise? Fakat kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet İşleri Başkanı’na da şapka giydirmişti. 

Ben hayretle bu manzarayı seyrederken otomobili durdurdu. Beni yanına çağırdı ve şöyle dedi:

Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?” (s.134)

İşte karşımızda Atatürk… 🙂

Kitapta buna benzer onlarca anı yer alıyor. Atatürk’ün öngörü yeteneği, kararlılığı, verdiği kararlar doğrultusunda adım adım ilerlemesi, liderliği, askeri başarıları hepsi önümüze seriliyor. 

Atatürk’ün Türklerin tarih kökenleriyle ilgili konuya verdiği önem, bu konuda yaptırdığı araştırmalar (özellikle Mu Kıtası’na olan ilgisi, ayrıca Türk uygarlığının tarihin en eski uygarlıklarından biri olması ve kökeninin Orta Asya olması temellerine oturtulan Türk Tarih Tezi), Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumlarının kurulması onun sadece bir asker olarak cephede elde ettiği başarılarla sınırlı olmadığı, aslında çok da vurgulanmayan çok daha kapsamlı bir hedef için çalıştığı kitabı okuduktan sonra aklımızda kalanlar arasında. 

Kitap sadece Atatürk anılarından oluşmuyor, bunu da belirtmek gerekiyor. Okuyucunun dönemin koşullarını anlayabilmesi için uzunca bir giriş bölümü var. Burada, tarikatların kapanış kararına sebep olan koşullar,  Batıniler-Hâriciler, Sufizm’in ortaya çıkışı, Müslümanlığa geçişte Sufilerin rolü, Anadolu’da etkili olan Bâtıni Öğretiler (Melâmilik, Ahilik…), Anadolu’da derin etkiler bırakan Feridettin Attar, Ahmet Yesevi ,Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana, Yunus Emre gibi isimler de kitapta yerlerini almış.

Kitabın bir bölümü “Atatürk Geleceği Görüyordu” adını taşıyor. Yine anlatılan olaylarla onun öngörülerindeki isabet onlarca örnekle anlatılmış. Telepati yeteneği, haberci rüyaları da bu bölümde anlatılanlar arasında. 

Atatürk’ün ezoterik yönüne inanırsınız ya da inanmazsanız, kitabı okuyunca herkesin kendi vereceği karar olarak bunu bir kenara koyalım. 

Benim bu kitabı tavsiye etme sebebim, bir savaş ortamında ve çıkar çatışmaları sebebiyle herkesin farklı bir yöne çekmeye çalıştığı bir ülkede, ortaya çıkan bir adamın azminin ve kararlılığının hikâyesi olması. Bunu Atatürk ve Türkiye değil, dünyanın herhangi bir noktasında yaşanmış, tarafı olmadığınız tarihi bir olay gibi de okuyabilirsiniz. 

Eminim ki, taraf olmadan okumayı başarabilirsek içinden alınacak çok ders var tarihimizde…

Işıkla kalın…