“İSTEMEK”… AMA NASIL?

Ocak 15, 2020 0 Yazar: senemozkan

İstemek hepimizin doğasında var. Ailemizden, okuldan, devletten, yaratıcıdan sürekli istiyoruz. Para istiyoruz, aşk istiyoruz, sağlık, huzur, anlayış, büyük ev, son model araba, söz dinleyen çocuk… İstiyoruz da istiyoruz 🙂

Peki nasıl istiyoruz? Çok önemli olduğunu düşünüyorum isteme şeklinin. Sonuçta bazı kurallar var ve kuralına uygun istersek istediklerimiz bizim oluyor. 

Basit düşünelim. Aileden bir şey istemek olsun örneğimiz mesela. Çocuğunuz size gelip de “Anne/baba, bu bilgisayardan daha iyisini istiyorum. Bana 15 bin TL ver. Parayı bugün istiyorum ve nakit istiyorum” dese mesela 🙂 Ne düşünürsünüz bu istek karşısında? İstediğini ona hemen verir misiniz? Yoksa vermeden önce bazı noktaları düşünüp bir değerlendirme yapar mısınız? 

Oğlumun böyle bir talebi olsa ben ne yaparım? 

Öncelikle, zaten bilgisayarı var, neden başka bilgisayar istiyor diye düşünürüm. Gerçekten gerekli mi, elindeki bilgisayar işini görmüyor mu soruları takip eder. 

Bunun anlık bir istek olup olmadığını sorgularım ayrıca. Gerçek bir istek mi, yoksa bilgisayarındaki anlık bir sıkıntıya tepki olarak mı söylüyor bunu diye düşünürüm yani.

Sonra da “bugün” ve “nakit” işine gelir sıra. Sonuçta aile bütçemizin bir düzeni var. Bugün bütçeden 15 binlik bir çıkış bütün dengeyi bozabilir. Ayırdığım böyle bir tutar hiç olmayabilir. Ya da olsa bile onu başka bir şeye harcama planım olabilir. Yeni bir bilgisayara ihtiyacı olduğuna ikna olsam da bunun alınma zamanı ve şekli bütçemizin durumuna göre hareket edilmesi gereken bir konudur. 

İsteklere cevap verirken, bizim bir sürü değerlendirme kriterimiz varken, evrenin de bizden gelen istekler için belirli kurallar uygulaması gayet beklenen bir durum bence 🙂

Peki nedir bu kurallar dersek ve başlarsak saymaya. Evrenin ilk beklentisi isteğin net olması. Yani “ben yeni bilgisayar istiyorum” gibi. Ne istediğimizi net söylememiz. Bazen farkında olmadan, ne istemediğimizi söyleyebiliyoruz. Bana hastalık verme, bana böyle kötü bir iş verme. İstenmeyenleri ayıklayıp, isteneni bulmak biraz uğraştırıcı olabilir 🙂 Bir restoranda elimizde menü sipariş verirken nasıl davranıyorsak, öyle vermek gerekiyor evrene siparişleri de. Bana köfte verme, pizza da istemem, tavuk hiç verme… gibi bir sipariş ne kadar anlamsız olursa, evrene istemediklerimizi saymak da o kadar anlamsız oluyor. Bu sebeple istediklerimizi söylemek çok önemli.

İstekler her zaman menüden seçmek kadar belli cümlelerle olamayabiliyor bu arada. Odaklandığımız konular, olaylar, kişiler de bizim isteklerimiz anlamına geliyor. Yani odaklandıklarımız da “hayatımda bunları istiyorum” taleplerimiz oluyor. 

Dilimizi anlamayan, sadece bizi seyredip, parmağımızla gösterdiklerimizi isteklerimiz olarak alan biri olduğunu düşünün. Hayatımızda olanları hoşlandıklarımız olarak kabul edip (hoşlanıyoruz ki hayatımızdalar), onları arttırmak üzerine kurulu bir sistemin gözleri. Bu sistemin gözünden, sürekli hastalıklarla ilgili bir şeyler okuyan, seyreden kişinin isteği ne olur sizce? Hastalık çok mu seviyorsun, al bakalım…

Diğer önemli bir nokta da isteğin gelme şekli… Bilgisayarın edinilmesi için farklı farklı yöntemler olduğu gibi, evrenin bize vereceklerinde de değişik geliş yolları bulunabiliyor. Çok hoşuma giden bir fıkra vardı yıllar öncesinden, şimdi aklıma o geldi. Ve çok da uygun bence yazının tam bu noktasına. 

Göl kenarındaki bir kasabada herkes yaklaşan sel baskınını ve fırtınayı konuşuyormuş. Köyün papazı “Allah bizi korur, korkmayın” diyormuş. Göl yükselmeye başlamış, kilise de gölün hemen kıyısındaymış. Yerliler kasabayı terk ederken kiliseye uğramışlar. Papazı dua ederken bulmuşlar ve “Papaz efendi, gel araçlarımızda yer var, seni de götürelim.” demişler. Papaz, “Allah bana yardım eder; ben ona inanırım, dua ederim” demiş. Kiliseyi yavaş yavaş su basınca tekneyle gelip “Papaz efendi gel, gidelim” diye ısrar etmişler. “Sizi imansızlar, ben Allah’a her gün dua ediyorum o beni kurtarır.” Su iyice yükselmiş. Papaz çatıya çıkmış. Helikopterle gelmişler, merdiven sarkıtmışlar “Papaz efendi, gel.” “Siz gidin; Allah bana yardım eder!”  
Bizim papaz boğulmuş. Öteki dünyanın girişinde kuyrukta yüksek sesle sitem etmiş: “Allah’ım o kadar inandım, ibadet ettim, şu yaptığına bak, beni kurtarmadın.”
Yukarıdan gür bir ses cevap vermiş: “Papaz efendi önce haber yolladım, sonra araba, sonra kayık, en son helikopter yolladım, daha ne bekliyordun?”

“Dileğim şu yolla gelecek” diye şartlanınca, cevapları göremez hale gelebiliyoruz demek ki 🙂 Papaz Allah’ın elinin uzanıp onu kurtaracağını beklerken o elin bazen araba, bazen tekne ya da bir helikopter olabileceğini kavrayamamış gibi duruyor hikâyede 🙂

Zaman da bir diğer önemli nokta. Çocuğumuzun “bugün istiyorum”u gibi, biz de dileklerimizin zamanlamasına müdahale edebiliyoruz. “Haydi ama, neden olmadı, bak hâlâ bekliyorum” diye sabırsız bir çocuk gibi yerimizde duramıyoruz bazen. Bizim beklediğimiz sürede gerçekleşmeyen dilekler için de, “biliyorum olmayacak zaten” noktasına gelebiliyoruz kolayca. 

İsteğimizi verecek olanın planını, programını; dileğimizin gerçekleşmesi için gerekli olan hazırlık süresini bilmeden bizim istediğimiz zamanda gelsin diyoruz siparişimiz. Restoranda sipariş ettiğimiz bir yemek için mutfaktaki şefin ustalığını kabul edip, siparişin içeriğine göre bazen 10 dakika, bazen yarım saat beklemeyi kabul ederken evrene siparişlerimizde süreye müdahaleyi hak görüyoruz. Şefe gidip “haydi nerde kaldı, sen yapamayacaksın bunu galiba, bence 10 dakikada olmalıydı, yok yok olmayacak” diye söylenmeye başlıyoruz adeta. O şefe güvendiğimiz kadar güvenmiyoruz yani bu kocaman ve muhteşem işleyen sisteme. Biz daha iyi biliriz diyoruz. 

Evet sistemi anlamak, güvenmek kadar bizim iyiliğimizi istediğinin farkında olmak da gerekiyor bence. Yani bize karşı olan, hayatımızı zehir etmeye çalışan bir sistemde yaşamıyoruz. Aynen bizim çocuklarımızı korumaya çalıştığımız gibi, biz de sistemin çocukları olarak korunuyoruz onun tarafından. İsteklerimiz olmadığında küsmek, zaten benim istediklerim olmaz şeklinde düşünmek yerine, bir bildiği vardır demek gerekiyor bazen de. 

Sabır, güven, teslimiyet, şükür, sevgi bir sürü konu var içinde değil mi 🙂 Evet bunlar üzerine kurulu bir sistemdeyiz. Anlayıp uyum içinde yaşayanlardan olalım..

Işıkla kalın…