Korkularımız

Korkularımız

Kasım 28, 2019 0 Yazar: senemozkan

Dün gerilim/korku kategorisinde bir film seyrettim. Doktor Uyku (Doctor Sleep). Stephen King’in aynı isimli kitabından uyarlanan ve şu an vizyonda olan bir sinema filmi.

Korku filmi seyretmemeye çalışırım genelde. Karanlık odalardan fırlayan garip yaratıklar, gece ormanda yapılan anlamsız yürüyüşler, günlük hayatta adımımızı atmayacağımız mekanlardaki garip sahneler pek çekici gelmez bana 🙂 (korktuğumdan değil yani, anlamsız geliyor 🙂 ) Bu filmi seyretme sebebim de bir arkadaşımın filmin konusuyla ilgili tavsiyesiydi. Korku filmi olduğunu bile bile gittim biraz risk alarak 🙂 Bomboş bir sinema salonunda tek başıma seyretmek de ekstra tuzu biberi oldu filmin 🙂

Filmin yorumunu yapmak değil yazının amacı, bende uyandırdıklarını, bana düşündürdüklerini anlatmak istiyorum. 

Korkularımızı, bu korkuların dünyayı ve dolayısıyla hayatlarımızı nasıl şekillendirdiğini konuşma niyetindeyim bugün. 

Öncelikle korkularımızdan kaçışımızı düşündürdü bana film. Herhangi bir sebeple korku duygumuzu harekete geçiren olayları, düşünceleri, kişileri, mekanları hayatımızdan nasıl uzak tutmaya çalıştığımızı hatırlattı. Hayat tarzımızı, rutinlerimizi belirlerken ne kadar etkili olduklarını düşündüm. Korku deyince sadece karanlıktan korkmak, yüksekten korkmak, asansörden korkmak gibi “fobi” dediğimiz korkuları kast etmiyorum. Parasız kalma korkusu, hasta olma korkusu, unutulma korkusu, beğenilmeme korkusu, sevilmeme korkusu, aldatılma korkusu, tek başına yaşlanma korkusu, ölüm korkusu… Siz aklınıza gelen diğer korkuları ekleyip, uzatabilirsiniz listeyi… Eminim ki hepimizin ekleyeceği onlarca maddesi vardır bu listeye… 

Ve hayat ne kadar da bu korkular üzerine kurulu değil mi? 

Meslekler, kurumlar, dini sistem, sosyal hayat hepsi korku üzerine inşa edilmiş durumda değil mi sizce de?

Haydi gelin, göz atalım biraz…

Mesleklerden başlayalım. Sigortacılık mesela… Korku üzerine kurulu bir sektör olarak görmüyor musunuz siz de? Sağlık sigortası satışı nasıl yapılıyor dersiniz? Hasta olursanız ve iyi bir hastaneye/doktora gidemezseniz, hasta olursanız ve ambulans ihtiyacınız olursa, evde bakım hizmeti almanız gerekirse, ciddi bir ameliyat olmanız gerekirse gibi sayısız hastalık senaryosu önümüze serilip korkularımız tetiklenerek satılmıyor mu o kapsamlı sigorta paketleri sizce? Hiç yaşamayacağımız hastalıklar için binlerce lira ödemiyor muyuz? Sadece ya yaşarsam diye… 

Çocuklarımız için yaptığımız tercihleri düşünün. Gittikleri okullar, kurslar, girdikleri sınavlar… Hepsi iyi bir eğitim alıp, iyi bir meslekleri olması, iyi para kazanmaları üzerine kurulu değil mi? Neden iyi para kazanmalarını istiyoruz peki? Rahat bir hayat sürsünler, aç kalmasınlar diye tabi ki. Çünkü çalışmazlarsa, aç kalırlar, yaşayacakları bir evleri bile olmaz değil mi? Alın size eğitim sektörünün beslendiği korku senaryosu.

İş hayatı da yine aynı senaryonun devamı aslında. “Aç kalırım”, korkusunun günlük hayatta yer bulmuş şekli. Bunu daha dallı budaklı kocaman bir ağaç haline getirmiş durumdayız tabi, sadece para değil artık konu. İyi bir mesleğin getireceği güzel bir sosyal hayat, geniş bir çevre, prestij, sosyal statü… de var işin içinde. Tüm bunların yukarıda bahsettiğimiz beğenilmeme, yalnız kalma gibi korkularımızı yok etme çabamızın parçası olduğunu da göz önünde bulunduralım. 

Azra Kohen’in bir kitabındaydı diye hatırlıyorum. Afrika’da ölen çocuklar, size “çalışmazsanız açlıktan ölürsünüz”ü göstermek için ölüyorlar diyordu. Okuduğumda çok etkilenmiştim bu cümleden. Ne kadar doğru değil mi? Yoksa dünyanın bir tarafında çöpe atılan yemeklerin, diğer tarafındakileri ölümden kurtarabilecek miktarda olduğunu hepimiz biliyoruz… Ama televizyonda sokaklarda çıplak, ayakkabısız gezen, bir yudum suya ve yemeğe muhtaç, yerinden kıpırdamaya hali olmayan çocukları görünce ne gibi bir mesaj alıyoruz sizce? Hangi korkularımız tetikleniyor? 

Kilo almaktan niye bu kadar korkuyoruz peki? Bitmeyen diyetlerimiz, kendimize engel olamayıp yediklerimiz sonrasında yaşanan hayal kırıklıkları, kendimize öfkemiz, fazla olan 3-5 kiloya takılıp, tartıya çıkmak istemememiz. Sırf sağlığım için diyen kaç kişiyiz? Dürüst olalım lütfen. Ne olur beğenilmezsek? Ne olur çirkin olursak, kötü görünürsek?  

Korku, korku, korku…. Etrafımız o kadar sarılmış ki… 

Farkında olmadan biz de destekliyoruz sistemi. “Ne yapalım, öğrendiğimiz, bildiğimiz bu” diyeceksiniz belki. Evet bir noktaya kadar haklısınız. 

Ama bunları fark etmeye başladıktan sonra hâlâ seyretmekle yetinip, bu korkuların çoğunun yersiz olduğunu, sadece bizim yarattığımız sistemin bir parçası olduğunu anlatmaya çalışmıyorsak işte o zaman burada bir tercih yapıyoruz. Farkına varmak ve farkına vardıklarımızı anlatmak bunun için çok ama çok önemli diye düşünüyorum. Ne demişler, “olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var.” 🙂

Bir süredir korkularımı bırakmaya, korktuklarımla ilgili bugüne kadar yaptığımdan farklı tavırlar sergilemeye çalışıyorum. Şimdiye kadar pişman olmadım çok şükür. 

İşi bıraktım mesela. Benim için 23 yıllık kurumsal hayattan sonra, unvanı, Senem Hanım’lığı bırakmak korkularımla ciddi bir yüzleşmeydi.. 

Oğlumun okulundan gelen formda, “mesleğiniz” bölümüne “ev hanımı” yazdım ilk defa 🙂

Her ay bütçe yaptığım defterimi bıraktım sonra. Gelir ve giderlerimi yazdığım bir defterim yok bir süredir. O defter olmadan da yaşanabiliyormuş. Çalışmadan da hayatta kalınabildiğini, açlıktan ölünmediğini, sürünülmediğini birebir test ettim bu sürede. 

Dışarı çıktığımda güzel bir mekanda oturup bir şeyler yiyip içmek kadar, sokaklarda boş boş dolaşmanın da keyif verici olduğunu gördüm mesela. 

Güvende hissetmek için sıkı sıkı tutunup, bırakmam dediklerimi bırakmanın ne kadar özgürleştirici olduğunu keşfettim ayrıca. 

Kurallarımı yıkmanın, sınırlarımın dışına çıkmanın, hayatın farklı taraflarını keşfetmenin tadını almaya başladım. 

Ve benim için çok anlamlı bir keşif yaptım tüm bunlar olurken. Korkularımdan kurtulup, dünyanın güvenli bir yer olduğunu anlamamda bana katkısı çok büyük diye düşünüyorum. 

Yardım etmenin büyüsünü keşfettim. Zor durumdaki birine, bir çocuğa, yaşlıya, hayvana yardım etmekten bahsediyorum. Bir yaşlının karşıdan karşıya geçmesine yardım edince, ilerde ben yaşlandığımda biri de bana yardım edecek, dünya o kadar da korkulacak bir yer değil dedim kendime. Yaşlı olmanın, tek ve çaresiz olmak anlamına gelmediğini hissettim. 

Bir çocuk yediğim bir şeye baktığında “sen de ister misin” diye sordum. O da yiyince, benim çocuğuma/torunuma da biri bunu yapar gerekirse, Türkiye’de herkes birbirine yardım eder. Kimse aç kalmaz dedim sonra. 

Yağmurda sokakta kalan kediye yuva yapınca hayvanlar bile sokakta kalmıyor dedim. 

Yani yardım ettikçe, gerektiğinde benim de yardım göreceğimi hissettim. Dünya güzel bir yer dedim kendime. Korkularımı tetiklemek yerine, sevgi ve hoşgörüyü görmeye başladım. En önemlisi dünyaya güvenmeye başladım. 

Nereden geldik bu konuya? Korku filminden 🙂 Çünkü filmde korkunun hayatımızda gideceğimiz yöne etkisini hissettim. “Korkularımız sebebiyle vazgeçmeyelim hiçbir şeyden” dedim kendime. Yolumuz neyse, yürümeye devam edelim. Fark edelim ve fark ettirelim…

Kâbus görüyorum diye uyumaktan nasıl vazgeçmeyeceksek, korkularımız sebebiyle yürümekten de vazgeçmeyelim 🙂

Işıkla kalın…