RÜYALAR

Ocak 8, 2020 0 Yazar: senemozkan

Hepimizin hayatında olan bir şey; RÜYALARIMIZ… 

Varlığı bu kadar inkar edilemezken, aynı zamanda açıklanamayan, bilinmezlerle dolu bir konu 🙂 Var ama yok bir kavram sanki. 

Sadece bizim seyredebildiğimiz, anlatmakta zorlandığımız, zaman zaman bilim-kurgu/fantastik filmlere taş çıkartabilen rüyalarımız 🙂

Ben kendimce iki kategoriye ayırıyorum rüyalarımı. 

İlki günlük olarak yaşadığım olaylarla ilgili olan rüyalarım. Yani gün içinde yaşadıklarımdan, dinlediklerimden, seyrettiklerimden izler taşıyan; günlük endişe, heyecan ya da korkularımdan örülmüş olanlar. Bunları nispeten daha açıklanabilir buluyorum. “Şu sebeple gördüm bu rüyayı” veya “demek ki şu konudan etkilendim”  gibi yorum yapılabilir olmalarından geliyor kolaylıkları. 

İkincisi ise, daha zor olanlar diye adlandırdıklarım. Hani görüp de, “nerden çıktı bu şimdi?” dedirtenlerden bahsediyorum 🙂 Gündem maddelerimizden oluşmayan rüyalar da denebilir bunlara. Ya da bizim gündem maddemiz olduğunu fark etmediklerimizden 🙂 Üzerinde düşünülmesi, kafa yorulması, önemsenmesi gereken rüyalar bunlar diye düşünüyorum aslında. 

Rüyalarımızda yer bulan bir konu, biz farkında olmasak da hayatımızdadır/kayıtlarımızdadır. Bilinç düzeyinde olmasa da, bilinç dışında konuyla ilgili bilgi vardır ki o rüyayı görürüz. Biz unutup, derinlere itmiş olsak da rüyanın oluşması için gerekli malzeme sistemimizdedir yani. 

İşte burada rüyaya artık “mesaj ileten bir görüntü” olarak bakmak gerektiğini düşünüyorum. İçindekini anlamak için biraz çaba gerektiren, kendimden bana gelen, yani gönderenin de alıcının da ben olduğum bir mesaj.

Çoğumuzun dönem dönem yaptığı bir şeydir, sabah uyandığında gördüğü rüyayı hatırlayıp, “ne anlama geliyor acaba?” diye düşünmek ve sonrasında da belki rüya tabirlerine bakmak veya birine anlatıp yorumlamasını istemek. 

Çocukluğumdan hatırladığım, anneannemin “rüyanı suya anlat” tavsiyesi, annemin “rüyamda … gördüm bu bana iyi gelmez, ne zaman görsem …” lafları konunun her dönem gündem maddesi olduğunu gösterir gibi 🙂

Bugün, gördüğüm rüyalarla ilgili kendi yaptıklarımdan bahsetmek istiyorum. Özellikle son 1-2 yıldır dikkat etmeye çalıştıklarım da diyebilirim. 

En önemli konu rüyayı hatırlama kısmı bence. Çünkü rüya, ilk uyandığınızda aklınızda olan ve hiç unutmayacakmışsınız gibi gelen ama sonrasında uçup giden bir kavram. Gece bir rüya görüp, “ben bunu hayatta unutmam” deyip, sabah “neydi o rüya?” diye düşündüğümü çok bilirim. Onun için rüyalarımla ilgili notlar tutuyorum artık. Gözümü açtığımda hatırladığım kadarıyla yazıyorum rüyayı. Bunun için cep telefonunuz ya da yatağınızın başucunda duran bir rüya defteri kullanılabilir. 

Geçenlerde bir yazı okudum. “Gece gördüğünüz rüyaları daha net hatırlamak istiyorsanız, yatmadan önce 3 bardak su için” diyordu biraz esprili bir dille 🙂 Denenebilir tabii 🙂

Rüyayı yazarken, aklıma gelen ilk noktadan başlıyorum yazmaya. Hatırladığım belki sadece bir sahne oluyor önce. Ama yazdıkça ilginç bir şey oluyor ve farklı detaylar da aklıma gelmeye başlıyor. 2-3 cümle yazarım diye başladığım not etme işi, 10-15 cümleye çıkıyor. 

Yazarken mekanı, olayı, kişileri hatırladığım bütün detayları yazıyorum. Ama bunlardan belki de daha önemlisi, rüyadaki duygularımı yazıyorum. Yani rüyamda köpek gördüm, siyah kocaman bir köpekti ve evin içindeydik yazıyorsam. O andaki hislerimi de ekliyorum sonuna. Çok korktum, konuşamadım ya da köpek çok sevimliydi, dostça bakıyordu gözlerime gibi. Rüyanın mesajını anlama kısmında duygu çok önemli çünkü. 

Burada önemli olan bir nokta da yazdıklarınızı elinizden çıkan ilk haliyle bırakmak. Başa dönüp okuyunca değişiklik yapmamak. Bu saçma oldu diye değiştirmeye kalkmamak. Orijinalini bozmamak yani. 

Rüyayı yorumlama kısmına gelince, her rüyanın sahibine göre düzenlenmiş mesajlar ve semboller içerdiğini düşündüğümden, en doğru rüya yorumunu da o rüyayı görenin yapabileceğini savunuyorum.

Ve alıyorum rüyamla ilgili notlarımı. İçinde bulunduğum şartları, son dönemde zihnimi meşgul eden konuları, rüya gördüğüm gece uyumadan önce bir soru sorup sormadığımı, cevabını istediğim bir konu olup olmadığını da hesaba katarak anlamaya çalışıyorum mesajımı. 

Böyle yaklaşınca rüyaya, köpek dediğim şeyin başka bir kişiye ya da konuya dönüşebildiğini, o konuya yaklaşımımın bende yarattığı olumlu ya da olumsuz düşünceleri yakalamaya başlıyorum. Tam olarak çözemedim mi anlamını, bırakıp daha sonra tekrar deniyorum. Zaten anlama niyetimi ortaya koyunca başka şeylerle de ilgilensem arka planda sistemim konu hakkında çalışmaya devam ediyor. Gün içinde karşıma çıkan bir şey takıldığım noktanın çözülmesini sağlıyor. Bir adım daha atabiliyorum anlamaya doğru. 

Yeterli gelmedi mi mesaj içeriği, o zaman da daha net bir mesaj niyetiyle uyuyorum bir gece sonra. 

Hep söylediğimiz gibi, hepimiz ayrı bir dünyayız. Bu sebeple yöntemlerimiz, mesajlarımız hepimizin kendine özgü. Biraz çaba gerektiriyor, zaman alıyor anlamak. Ama sorularımızı başkasına sormak yerine kendimize sormak gerekiyor öncelikle. Başkalarını ilham almak için tabi ki kullanabiliriz, ama cevapları başkalarında aramak bizi başka yerlere götürebiliyor.

“Temet Nosce”

Matrix filminden hatırlarsınız belki. Neo’nun kahini ziyaret ettiği sahnede evde mutfak kapısının üzerinde yazar. “Kendini bil” demektir. 

Her şey kendimizi bilmekle, anlamakla çözülüyor galiba. Rüyalar da bu işin önemli bir parçası bence…

Işıkla kalın…