SPİRİTÜEL YASALAR – DIANA COOPER (4)

Temmuz 22, 2020 0 Yazar: senemozkan

Yaşamın Temel Yasaları 4:

ÇEKİM YASASI

Her yanınıza mıknatıslar yapıştırılsaydı, bazı nesnelerin size yapışacaklarını, bazılarının geriye doğru sıçrayacaklarını, birçok nesnenin de hiçbir tepki vermeyeceğini tahmin edebilirsiniz. Bir bakıma yaşamın da böyle bir işleyişi vardır. Enerjinizi bilincinde olmadan etrafa yayarsınız. Bazı özellikleriniz çekici, bazıları da iticidir. Hayatınızdaki her şeyi ve herkesi kendinize çekersiniz. Diğer nesneleri ve insanları ise itersiniz. 

Bir radyo vericisi belirli bir frekans aralığında yayın yapar. Bu dalga bandından yayınlanan bir programa ilgi duyan herkes o istasyonu açabilir. İnsanlar da radyo vericilerine benzer. Hayatlarının piyesini bu şekilde yayınlarlar. Davranış kalıplarını, duygusal enerjilerini, düşünce yapılarını, inkâr ettikleri, sevdikleri-sevmedikleri şeyleri ve çok daha fazlasını evrene yayarlar. 

Radyoda ilginç bir program dinlemek istediğinizi zihninizde canlandırın. Açabileceğiniz yüzlerce radyo istasyonu var ve hangisini dinleyeceğinize karar vermeye çabalayarak istasyonlar arasında gezinip duruyorsunuz. Birçoğunu hemen değiştiriyorsunuz. Arada sırada biri dikkatinizi çekiyor. Ağır ya da komik, sıkıcı ya da ilginç, saldırgan içerikli ya da huzur verici bir program olabilir bu. Herhangi bir özelliği, sizin onu dinlemeye devam etmenize yol açıyor. 

İnsanları da aynı şekilde kendimize çekeriz. Bizimle aynı frekansta olmayan insanlar çekim gücümüzden etkilenmezler. Bizi es geçerler. 

Yaydığınız titreşimler bazen bilinçli bazen de bilinçsiz enerjiniz tarafından yayılır. Söz konusu titreşimlerin bazıları itici, bazıları çekici ve bazıları da etkisizdir. Bunun altında yatan spiritüel yasa, benzer titreşimlerin birbirini çektiğidir. Bizimkine benzer titreşimler yapan insanları ve durumları hayatımıza çekeriz. 

Muhtaçlık, çaresizlik, bunalım, açgözlülük, kabalık ya da düşüncesizlik gibi olumsuz özellikler düşük frekans aralığında yer alır. Bu özellikleri içinde barındıran bir mizacımız varsa, benzer enerjiler taşıyan insanları hayatımıza çekeriz. Sevgi, şefkat, mutluluk, neşe ya da cömertlik gibi nitelikler yüksek frekanslı enerjiler yayar ve benzer enerjiler taşıyan insanları kendine çeker. 

İnsanların, “bu adamın neden benim hayatımda olduğunu anlamıyorum. O kadar olumsuz biri ki… Bana hiç benzemiyor” ya da “Bu insan beni neden kandırdı? Halbuki ben ne kadar da dürüstüm” gibi cümleler kurduklarını sık sık duyuyorum. 

Spiritüel yasa kesindir. Evren karşımıza aynalar çıkartarak kendi içimize yönelmemizi sağlar. Etrafınıza bakıp çevrenizdeki insanları inceleyin. Hayatınızın sahnesinde rol almalarının mutlaka bir sebebi vardır. Belirli türdeki insanları ya da durumları hayatımıza çektiğimizi ne kadar şiddetle reddedersek, Yüksek Benliğimiz karanlık yönümüzle yüzleşmemiz konusunda o kadar ısrarcı olur. Bizi reddettiğimiz olumsuz bir niteliğimizle yüzleştirir. 

Bilinçaltımıza işlemiş inançlarımız durumları ve insanları hayatımıza çeker.  Değerli olmadığınıza inanıyorsanız, sizi kötü bir biçimde tehdit ederek bu inancı size yansıtacak insanları hayatınıza çekersiniz. 

Başkalarına hizmet etmeniz gerektiğine inanıyorsanız, bakımını üstlenmenize ihtiyaç duyan kişileri hayatınıza çekersiniz.

Hiç kimsenin sizi anlamayacağına inanıyorsanız, sizi anlamayan insanları kendinize çekersiniz. 

Bir erkek, “Ben kontrolü elimde tutmaktan hoşlanan bir insanım ve üzerinde hakimiyet kuracağım bir kadın arıyorum” mesajını evrene yollarsa, üzerinde hakimiyet kurulmasına müsaade eden kadınları hayatına çekecektir. Bu durumun neredeyse hiç farkında olmayacaktır. Kendi gücüne sahip çıkan bir kadın onun titreşimine kapılmayacaktır. Aynı türde insanları hayatına çekmeye devam eden insanlar aynı mesajı evrene yollamaya devam eden kişilerdir. 

İçinizdeki hisler dış dünyadaki karşılıklarının size doğru çekilmelerine yol açar. Dış dünyada bir şeyler istediğiniz gibi gitmiyorsa, içinize yönelip kendiniz hakkındaki hislerinizi değiştirin. Böylece farklı insanları ve tecrübeleri hayatınıza çekebilirsiniz. 

Örneğin sadık bir hayat arkadaşı bulmak istiyorsanız, kendinizi ne kadar sadakatle sevdiğinizi gözden geçirin. Kendinizi gerçekten sadakatle sevdiğiniz anda, dış dünya da sizi sadakatle sevecek birini hayatınıza çekmenize olanak verecek biçimde değişecektir. 

Kendinizi sürekli aşağılıyor, asla yeterince iyi olmadığınızı düşünüyorsanız, size aynı şekilde davranıp sömürecek kişileri hayatınıza çekersiniz. Güzel niteliklerinize odaklanırsanız, sizi takdir edecek insanları kendinize çekersiniz. 

Evren’e olumsuz enerjiler gönderip bir felaketi üzerinize çekmeyi beklemeyin. Olumlu, aydınlık enerjiler yayın ve bir mucizenin hayatınıza girmesini bekleyin.

SİZ BİR MIKNATISSINIZ.

KENDİNİZE BENZEYEN ŞEYLERİ KENDİNİZE ÇEKERSİNİZ. 

Diye bitirmiş Diana Cooper Çekim Yasası anlatımını.

Çekim Yasası “en cesur yasa” diye düşünüyorum. Çünkü diğerlerinden sıyrılıp kendini öne atan, kişisel gelişim konularının bu kadar geniş bir alana yayılmasını sağlayan ilk yasa kendisi 🙂 Çekim Yasası kitabı ne kadar yankı uyandırmıştı hatırlıyorum. Destekleyeni de, desteklemeyeni de bolcaydı. En çok dalga geçilen, üzerine en çok eleştiri alan yasa unvanına sahip kendisi. 

Evren pek çok yasanın el ele vermesi ve iç içe geçmişliğiyle dönüyor. Çekim Yasası da bunlardan biri. Tek yasa kabul edilmesi tabii ki gerçekçi bir tutum değil. Bedenimizi sadece kolumuz ya da bacağımız olarak tariflemek ne kadar eksik bir anlatım olursa, evreni de sadece çekim yasasıyla açıklamaya çalışmak o kadar eksik olur. Ama varlığını inkâr edemeyiz, bunu da eklemek lazım. 

Bu yasayı anlamak biraz sorumluluk almak anlamına da geliyor. Yani hayatımda memnun olmadığım şeylerde kendi payım olduğunu anlamak. Zaten bu kabulden sonra, değiştirme gücümü de kavramış oluyorum. Kurbandan, güç bende tavrına geçince yani içerisi değişinde dışarıdaki değişimin de düğmesine basmış oluyorum.  

Dışarıda yaşadığımız her şeyi, içimizdeki kalıplar ve düşüncelerle yarattığımızın farkında olduğumuz, değişim gücümüzü kolaylıkla ve yumuşakça kullandığımız bir gün olsun 🙂

Işıkla kalın…