TANRI İNSANDA UYUR İNSANDA UYANIR –  EMEL KESKİNKILIÇ

TANRI İNSANDA UYUR İNSANDA UYANIR – EMEL KESKİNKILIÇ

Temmuz 27, 2019 0 Yazar: senemozkan

Sınır Ötesi Yayınları’ndan çıkan yine harika bir kitap. Araştırmayı, farklı bakmayı, bilgi edinmeyi amaçlıyorsanız Sınır Ötesi Yayınları’na göz atmanızı tavsiye ederim. 

Tanrı İnsanda Uyur İnsanda Uyanır 2012’de yayınlanmış bir kitap. Yazarını hiç duymamıştım açıkçası, sadece kitabın adı beni kendine çektiği için alıp okudum.  Okuduktan sonra da yazarın başka kitapları var mı diye araştırdım hemen, ama Tanrı İnsanda Uyur İnsanda Uyanır şimdilik tek kitabı maalesef. Yeni kitabı çıkarsa takipteyim Emel Keskinkılıç’ı 🙂

Kitap 300 sayfa ve pek çok konu yer alıyor içinde. Ama tek cümleyle kitap ne anlatıyor derseniz, mikro ve makro kozmos kavramlarının açıklanması ve sonrasında da holografik evren teorisini anlatıyor diyebilirim. 

Pek çok kitapta yazılıp çizilen bir konu aslında bu. “Parça bütüne aittir ve parça bütüne ait bilgiye sahiptir. Mikroyu (parçayı) öğrenmek makroyu (bütünü) çözmek demektir.” deniliyor kısaca. 

“Bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başarsaydık, bütün dünyanın sırrını çözmüş olurduk”Albert Einstein’ın da dediği gibi. 

Ya da, Muhiddin Abdal’ın;

“Muhiddinem, dervişem

Hak yoluna girmişem

On sekiz bin alemi

Bir zerrede görmüşem” dizelerinde anlatmaya çalıştığı gibi. 

Parça bütünün bilgisini taşır. Evrensel yasalarla anlatırsak “Yukarıda nasılsa, aşağıda da öyledir.”

Ve bu konuyla ilgili pek çok örnek var kitapta.

Bir farenin beynindeki sinir hücresi ile astrofizik araştırmalarında ortaya çıkan galaksi resminin benzerliği,

Atomda çekirdeği çevreleyen elektron bulutu ile gökyüzündeki bir yıldızın çekirdeği ve onu çevreleyen yıldız bulutu arasındaki şaşırtıcı benzerlik,

Nebula’nın sarmal yapısı ile DNA’nın sarmal yapısı örneklerden birkaçı.

Peki insan bedeni? “İnsan bedeni trilyonlarca atomdan meydana gelir. Günümüzde insanı tüm atomlarıyla birlikte görüntüleyerek resmini çekecek bir sistem olsa, insan da yıldızlardan oluşmuş yürüyen bir galaksi gibi görünürdü” denmiş kitapta.

Kim bilir, belki gerçekten her birimiz bir galaksiyiz. İçimizdeki her hücrenin de kendi içinde ayrı bir galaksi olduğu bir sistem. Alttan bakınca makro, üstten bakınca mikroyuz 🙂

Zümrüt Tablet’lerde de dendiği gibi: “Küçük alem, büyük alemin aynısı olarak yaratılmıştır.”

Hepimiz ayrı bir âlem 🙂

Ve Holografik Evren dedik…20.yüzyılda David .Bohm tarafından ortaya atılan Holografik Evren teorisi diyor ki, tüm varoluş sonsuz kaynaktan yansıyan bir hologram gibidir. Biz ve çevremizde algıladığımız her şey bütünden bir parça ve yansımadır (Geldik mi birlik konusuna yine 🙂 ). Bir hologramın her parçasının, bütünün görüntüsünü ve şifresini taşıdığı gibi, evrenin her parçası da evrenin tüm bilgisini içerir. Ve yaşadığımız dünya maddesel bir dünyadan ziyade, bir enerji denizidir. Gördüğümüz ya da bildiğimiz şeyler aslında bizim gördüğümüz gibi olmayabilir, en azından gördüğümüzle sınırlı olmayabilir. 

Konu kapsamlı olunca içine pek çok kavram da dahil oluyor tabi. İnsanın kozmostaki yeri, makro ve mikroda 7’nin gizemi, insanın ve dünyanın çakraları, enerji bedenleri, yaratılış, holografik beyin, holografik varoluş gibi başlıklarda toplanmış konular. Kitapta altın orandan, sayıların anlamına, dünyanın kutsal mekanlarından, ley hatlarına o kadar geniş bir yelpazeden anlatılmış ki her şey, 300 sayfalık sıkıştırılmış bir kitap diyebilirim.

Günümüz teknolojisi ve bilimi tüm bu kavramları yeni yeni çözerken, binlerce yıl önce yaşamış günümüz eğitiminden yoksun mistiklerin o yıllarda bu bilgilere sahip olması üzerinde de durulmuş. Örneklerle, resimlerle, geçmişten günümüze teoriler ve alıntılarla nakış gibi işlenmiş bir kitap.

Ve kitaptan bir alıntı (s.34):

İnsanoğlu aslında kendi içinde varoluşun tüm bilgisini içeren bir kitaptır. Kendi kendini okuma yetisine ulaşabilirse evrenin tüm sırlarını da teknolojiye başvurmadan çözebilecek kapasiteye sahiptir. Bu yeterliliğe erişmek ise insanoğlunun varoluş amacını anlaması açısından oldukça önemlidir.

Işıkla kalın…