YÜKLERİMİZ

YÜKLERİMİZ

Temmuz 19, 2019 0 Yazar: senemozkan

Ne kadar yük taşıyoruz omuzlarımızda?

Kimleri oturtuyoruz o omuzlara, gerekli/gereksiz?

Başta taşırım, çok da ağır değil dediklerimiz bir süre sonra tonlarca yüke nasıl dönüşüyor?

Roller karışıyor, dengeler bozuluyor…

Sonra yalpalamaya başlıyoruz.. Önce yürüyemez, sonra ayakta duramaz hâle geliyoruz..

Peki neden? Neden yapıyoruz bunu kendimize? 

Onay için mi, sevilmek için mi, yoksa değerli hissetmek için mi? Ya da  hepsi birden mi? Veya “ben herkesi taşıyım ki, bir gün ihtiyacım olursa beni de birileri taşısın” diye bir hesap mı var hepsinin altında.. Sadece geleceği mi garanti altına almaya çalışıyoruz?

Sebep herkese göre değişiyor bence. Benim sebebim başka, sizinkisi başka. Yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz, aileden aldıklarımız, hedeflerimiz, korkularımız, değer verdiklerimiz hepsi bir etken. Sizinki hangisi bilmiyorum. Bu herkesin kendi çözebileceği, cevabı kişiye özel bir soru. Yani bu soruyu 1000 kişiye sorsak 1000 farklı cevap çıkar sonunda. Hiç birinin birbirinin aynı olma ihtimali yok.

Çünkü hepimiz eşsiz ve tekiz. Her şeyimizle tekiz. Aynı parmak izimiz gibi. Onun için kimsenin, hayatında sizin bulacağınız çözümlere %100 ihtiyacı yok. Herkesin çözümü kendinde saklı. Çözümü bulmak isteyen birilerinden ilham alsa da, çözümün sadece kendisinde olduğunu görüyor sonunda. Önüne hazır gelen bir cevap kimseyi tatmin etmiyor bunun için. Sadece biraz daha idare etmesini sağlıyor. İlaç içip ağrınızı geçirmek gibi. Sorunu çözmemiş, bir süreliğine rahatlama sağlamış oluyorsunuz. 

Herkesin sorumluluğu kendinde.. İstediğiniz kadar başkasına vermeye çalışın, olmuyor, uymuyor sizden başkasına o kıyafet. Karşı taraf için gereksiz bir yük, sizin için sahte bir sorumluluktan kaçmadan ileri gitmiyor. Gittiğiniz doktorun bile siz durumu düzeltmek istemediğiniz sürece üzerinizde iyileştirici etkisi bulunmuyor. Sadece siz “iyileşeceğim” dediğinizde iyileşiyorsunuz. 

Onun için gereğinden fazla yük almayın omuzlarınıza. Ve kendi sorumluluklarınızdan kaçıp, başkasına da devretmeyin gücünüzü. Hepimiz sadece kendi alanımızdan sorumluyuz. En yakınım dediklerimizle bile durum böyle. Çocuğunuzun da kendi alanı var, eşinizin de, anne-babanızın da. Kimsenin alanına girip müdahale etmek haddimize değil. Biz başkasının alanına girmeyince, bizimkinin de sınırlarını otomatik olarak çizmiş oluyoruz aslında.

Bazen zor biliyorum. Çünkü hayır demek gerekiyor, sevgiyi-saygıyı-onayı kaybetmek anlamına gelebiliyor. Ama ihtiyacımız gerçekten var mı bunlara? Birilerinin bize ihtiyacı olduğunu hissetmeye ihtiyacımız var mı? Birileri size ihtiyaç duymasa da önemlisiniz, o gün telefonunuz hiç çalmasa da.. Sadece varlığınız sebebiyle değerlisiniz. Şunu yaparsam, bunu duyarsam gibi bir şart yok. Bu şartların tamamı bizim yarattığımız, sahte bir dünya…Bizim yarattığımız ve içinde hapis olduğumuz. Sadece zihnimizde yarattığımız kurallar sebebiyle parmaklıklarını ördüğümüz, kendi koyduğumuz kurallarla, -meli/malı’larla kapısını kilitlediğimiz bir hapishane. Ve sonunda “özgürlük istiyorum” diye içinde çırpındığımız sahte bir hapishane. 

O hapishaneyi ördüğümüz gibi, yıkma gücümüz de var her birimizin. Asıl hatırlamamız gereken bu. Hapishanenizde memnunsanız hayatınıza devam edin. Ama şikayetleriniz varsa oyalanmayın, açın artık kapıları..

Işıkla kalın…