ZAMAN

Ağustos 21, 2019 0 Yazar: senemozkan

Sahip olduğumuz en değerli şey; ZAMANIMIZ…

Doğduğumuz anda bir sayaç çalışmaya başlıyor bence. Ayarlanmış bir sayacımız var hepimizin. Toplam süreyi göremiyoruz ama geçirdiğimiz her saniyede düşmeye devam ediyor süre… Ne yaparsak yapalım, sayaç işlemeye devam ediyor. 

Çocukluk dönemimiz, süreyi en güzel kullandığımız zaman belki. Bol oyun, bol eğlence, çok kahkaha, endişe yok, korku yok. Uykun gelince uyuyorsun, acıkınca yemek yiyorsun.. Dünya koşturmacasına katılmamış durumdasın henüz. Arkadaşlarınla kurduğun dünya, senin hayatın.. 

Biraz daha büyüyünce okul hayatın başlıyor. Okul dönemiyle beraber kurallar belirginleşiyor hayatında. Yatma saatin, kalkma saatin, yemek saatin, giymen gerekenler, giymemen gerekenler değişiyor. Arkadaşlarınla kurduğun özgür oyun dünyan, okulda hangi saatte hangi aktiviteyi yapacağın bir dünyaya bırakıyor kendini. 

Yaşın büyüyüp, üst sınıflara geçtikçe dersler, sınavlar, başarmak/başaramamak gibi yeni kavramlar ekleniyor hayatına. Artık sadece okulda geçirdiğin saatler kontrolün dışında değil. Evde de ders çalışmak, sınavlara hazırlanmak zorundasın. Herkes gibi senin de başarı için hedeflerin, geçmen gereken sınavların, daha yüksek not almak zorunda olduğun arkadaşların var. Küçüklüğünde oyun arkadaşın olanların, rakibin haline geldiği bir dünyan var artık. 

Okul sistemiyle alıştığın yarış modun iş hayatında da devam ediyor. Patronun gözüne girmek, performans notunun yüksek olması, en yüksek satışı yapmak, terfi almak gibi hedeflerin var artık. Kendine koyduğun hedefler doğrultusunda, hayatından ne kadar zamanı işe adayacağına karar veriyorsun…

Ve bakıyorsun ki yıllar daha da hızlı geçmeye başlıyor. Küçüklüğünde onlarca oyun oynadığın, içine çokça eğlence sığdırdığın 24 saat; işe git, çalış, gel, yemek ye, uyu şekline dönüşüyor. Yaşın 25, 30,35, 40… koşarak ilerliyor. 

Sonra bir gün soruyorsun, “kendim için ne yapıyorum” diye.. Zamanını harcadığın şeylerin değerine bakıyorsun senin için. Para, sosyal statü, unvan… 

Çalışmıyor, boş boş geziyor dediğin hayatlar dikkatini çekmeye başlıyor. Stres sebebiyle yaşadığın gerginliklere, hastalıklara bakıyorsun. Hayatında bu strese sebep olan şeylere bakıp, bir terazi çıkarıyorsun cebinden ve “değer mi?” diyorsun. 

Zamanını, enerjini harcadığın konulara, insanlara göz atmaya başladığında değişim başlıyor artık. Senin için temizlik zamanı gelmiş oluyor. Hayatında boşuna yer tutan ne varsa, başlıyorsun hayatından çıkartmaya. Belki işi bırakıyorsun önce. Yıllarca, çalışmazsam nasıl yaşarım, sürünürüm diye beynine kazınan doğruları yıkmaya çalışıyorsun. Ne iş yapıyorsun diye sorulduğunda vereceğin cevabı düşünüyorsun. “Eski …’yım” la başlıyorsun önce 🙂

Bıraktığın her şeyle zamanını geri alıyorsun.Bıraktığın işin, enerjini boşa harcadığın insanlar, gerçekten istemeden gittiğin yerler, gereksizce yaptığın alışverişler…. Hepsini bıraktıkça sayacın tekrar çocukluğundaki gibi yavaş ilerlemeye başlıyor. Gün tekrar 24 saate dönüyor. Kontrolü sende olan, bugün ne yapmak istiyorum diye kendine sorduğun, kendinle veya çevrendekilerle tekrar keyifli anlar yaşadığın zamana geri dönüyorsun.  

Zamanımızın kontrolünün bizde olduğu bir hayat en değerlisi bence. Gerçek özgürlük bu. Evde oturmak istiyorsan evde oturmak, istediğin an telefonu alıp keyifli bir sohbete başlamak, kahven-kitabınla istediğin yerde huzur bulmak, “yağmurda evde oturulur” diyorsan evde oturmak, “yağmurda yürüyüş harikadır” diyorsan kendini sokağa atmak, o gün dağınık olmak istiyorsan makyaj yapmamak, saçını saçma sapan toplayıp dışarı çıkmak, spor ayakkabından ayrılmamak…. Zamanını nerede, nasıl ve kiminle geçireceğine karar vermek yani… 

Zamanı nasıl harcadığımız sadece, nerede olduğumuz, kimlerle olduğumuzla sınırlı değil tabi. Düşüncelerimiz de zamanı harcama kalitesinde çok önemli diye düşünüyorum. Yani o gün evde oturmak istiyorum, ama evde oturup kendimle geçirmek istediğim dakikalar kafamda bir şeyler kurduğum, geçmişe takıldığım, o öyle dedi bu böyle yaptı’ya saplandığım dakikalara dönüyorsa yine bana ait olmayan bir zaman yaratmış oluyorum.  Zamanımı yine birilerine vermiş oluyorum. 

Dikkatinizi çekerim, ben veriyorum… Yine benim kararım yani. İşe ayıracağım zamana karar verdiğim gibi, düşüncelerimde zaman ayıracaklarıma da karar veren benim… Ben istemeden kimse zamanımı alamaz çünkü. 

Ben bir karar verdim bugün… Sayacımın daha yavaş ve neşe-keyif-coşku dolu işlemesine, o sayaçtaki her saniyeyi yaşadığımı hissetmeye niyet ediyorum bugün.. Hayatıma güzellikler katanlara daha çok yer açıp, olumsuzluk getirenlere verdiğim zamanı azaltıyorum. Zihnimde sadece güzel, olumlu, huzurlu düşünceler barınabiliyor. Sade, temiz, doyumlu zamanımın tadını almaya niyet ediyorum. Ve en önemlisi o sayacın son anlarında “çok şükür, iyi kullandım zamanımı” demeye niyet ediyorum.. 

Zamanımı neye harcayacağıma karar verebildiğim, harika anlarıma şükürler olsun… 

Işıkla kalın…