Nedir Şu FARKINDALIK Denen?

Şubat 19, 2020 0 Yazar: senemozkan

Kişisel gelişim alanında sıkça karşımıza çıkan bir kavram farkındalık. Artması için yaptığımız birçok çalışma, okuduğumuz çokça kaynak bulunan farkındalık nedir, bize neler kazandırır, neler götürür hayatımızdan? Haydi bakalım biraz… 

Evinizdesiniz, sabah yataktan kalktınız ve sıcacık çayınızı hazırlayıp, salona geldiniz. Salonda sağ tarafta asılı olan tablonun önünden geçip, kuruldunuz televizyonun karşısına. Çayınız bitince yine tablonun önünden geçerek bardağınızı mutfağa bıraktınız. Evden çıkana kadar defalarca geçtiniz salondaki o tablonun önünden. Akşam yemeğinizi karşısındaki masada yediniz. Evinizin bir parçası o tablo. Özel bir ilgi göstermeniz, incelemeniz, seyretmeniz gerekmiyor onu. Orada duruyor işte yıllardır. O kadar parçası ki evin, varlığının farkında bile değilsiniz belki. 

Sonra bir gün eve bir misafiriniz geldi ve tabloyu çok beğendiğini söyleyince sohbet o noktaya kaydı. Ve bu bahaneyle tabloya baktınız o anda. O da ne “tablo yamuk duruyor!” Orada kim bilir ne zamandır yamuk duran tabloyu görüyorsunuz şimdi. 

İşte bu farkındalık 🙂

Yani aslında bir süredir orada olan bir şey var, ama siz onu görmeye yeni başladınız. Tabloya bakmanız, dikkatinizi ona vermeniz size onun yamuk durduğu farkındalığını getirdi. 

Farkındalık tanımı da, bir canlının çevresinde gelişen olayları bilme, algılama ve duyumsama becerisi olarak yapılıyor. “Bir şeyin bilincinde olma” anlamına geliyor yani. 

Tablonun yamuk durduğunun artık farkındasınız da, bundan sonra ne yapacaksınız peki? Asıl konu bu 🙂

İki seçeneğiniz var diyebiliriz kabaca.

  • Onu düzeltebilirsiniz.
  • Görmezden gelmeyi seçip dokunmayabilirsiniz. 

İşte bu iki yoldan hangisini seçeceğiniz ve sonrasındaki adımlarınız da farkındalığın hayatınıza etkilerini oluşturuyor. Seçimleriniz devreye giriyor bu aşamada. 

Tabloyu düzeltmeniz gibi, düzeltmemeniz de bir seçim artık sizin için. 

Haydi aynı örnekten devam edelim 🙂

Uğraşmak istemez, böyle de iyi, bugüne kadar böyle durduysa bundan sonra da durabilir deyip dokunmamayı seçebilirsiniz. Bu mevcut duruma bir kabuldür aslında. Onu olduğu gibi kabul edersiniz. Bir daha hiç aklınıza gelmese, o tarafa bakmasanız da bilginiz vardır durumla ilgili. Başka biri konuyu açtığında “biliyorum” dersiniz. Şaşkınlık yoktur artık. Kabul vardır. O tablo “yamuk duran tablodur” sizin için. Başkalarının yeni uyarılarını duymayı da kabul edersiniz, baktığınızda gördüğünüz görüntüyü de. Bu kabulle hayatınızı devam ettirirsiniz. Dokunmamak, kabul etmeyi katmıştır hayatınıza. 

Bazen farkındalık sizde düzeltme isteği doğurur. Bir kere görmüşsünüzdür, düzeltmeden içiniz rahat etmez. Ama zamanınız yoktur düzeltmek için. Bir türlü fırsat bulamazsınız. “Ne var canım kalkıp düzelt, iki saniyelik iş” demeyin. O iki saniyelik işler gözde büyür bazen. 

“Ben biliyorum, o öyle düzelmez. Asılı durduğu çivi yamuk onun, önce çiviyi düzeltmem gerek. Evde de çivi yok” 

“İpi de çok eski elimde kalır dokunursam. Önce ip almam lazım yenilemek için.”  

“Çivi çakacağım, bu saatte yaparsam komşular rahatsız olur.”

“Bugün yorgunum.”

“Hafta sonu gelsin de yaparım.”

Bitmez o bahaneler. Bahane üretme konusundaki üretkenliğimize  dışarıdan bir göz olarak bakabilsek hayran kalırız kendimize böyle durumlarda 🙂

Erteleme bence en sıkıntılı konudur. Çünkü yapılacak bir iştir artık o ve listenizde bekler. Aynı kalmasını istemezsiniz güya, ama düzelteyim de bitsin durumuna da gelemezsiniz bir türlü. Eğer yapılması gereken ama uzun süredir çeşitli sebeplerle yapamadığınız bir şey varsa, bilin ki siz o şeyi yapmayı aslında istemiyorsunuz 🙂 Çünkü hepimiz biliyoruz ki, gerçekten yapmak istediklerimiz için hiçbir şey bizi durduramaz. En büyük zorlukları bile aşar ve kafamıza koyduğumuzu yaparız her birimiz. 

“Ondan sonra”, “bundan sonra” diye sıralamaya başlıyorsanız önce şu soruyu sorun kendinize:

“Neden yapmak istemiyorum?” 

Bu soruyu sormak bile sizin için bir adım olacaktır. Gerçeği (yapmak istememeniz) dillendirmeniz önemlidir ve durumu değiştirmek için ilk adım her zaman çok önemlidir 🙂

Ve sorunun cevabını düşünmeye başlayın…

Mevcut durumun devamının size sağladığı bir fayda mı var? Bazen hastalıkların iyileşmemesi bile bu sebebe dayanabiliyor. Çünkü bir yerinizin ağrıması size ihtiyacınız olan ilgiyi getiriyor. Eşiniz, çocuğunuz, arkadaşlarınız size daha bir ilgiyle, şefkatle yaklaşıyor. Belki bazı işleri yapmaktan bile kurtuluyorsunuz 🙂 Onun için mevcut durumun size sağladıklarını gözden geçirip, durum değişirse ne kaybedeceğinizi düşünün.

Değişikliği bir zorunluluk olarak gördüğünüz için mi yapılmalılar listenize girdi konu? Aslında yapmak istemediğiniz bir değişikliği sadece başkaları istediği, kurallar yapılmalı dediği için mi yapmalıyım noktasına geldiniz buna bakın lütfen. 

“Böyle kalmasından memnunun” demenin arkasından getireceği yapmak zorunda kalacağınız açıklamalar mı yoksa uğraşmak istemediğiniz? “Yapmayacağım desem annem bir sürü laf söyleyecek, en iyisi tamam deyip öteleyebildiğim kadar öteleyeyim” düşüncesinde misiniz? 

“Beceremezsem ve daha da kötü olursa” mı diyorsunuz yoksa kendinize? Ufacık bir işi bile becerememek mi korkunuz? Başarısızlık maalesef çoğumuzun kâbusu. Tecrübenin değeri ve öğrettikleri yerine sonuca odaklanmak günümüzde ortak problemlerimizden.  

Aslında ertelemek de başta verdiğimiz iki seçenekten, “tabloyu aynı haliyle bırakma”ya giriyor. Tek farkı bunu kendimize ya da başkalarına  itiraf edemeyip, bahanelerle süreci uzatmamız oluyor.

Gelelim tabloyu düzeltmek isteyenlere. 

Onlar bu durumu değiştirmek için zaman da, enerji de bulanların durumunu anlatıyor. Öncelikle bu tablo artık yamuk durmayacak kararı veriliyor. Nasıl yapılacağı bilinmese de, biraz deneme yanılmayla ilerlense de çalışmalara hemen başlanıyor. 

Elle düzeltiliyor hemen. Tekrar mı yamuldu? Başka yollar deneniyor düzeltmek için. Yeni çivi, yeni ip, tabloyu başka bir duvara asmak, çerçevesini değiştirmek, birilerinden yardım istemek. Dedik ya bir kere isteyince sayısız seçenek üretilebiliyor. Yöntemi ilk başta bilmesek de “bunu değiştirmek istiyorum” dediğimizde, sistem çözümlerini getiriyor önümüze bir şekilde. Yeter ki biz anlama niyetinde olalım 🙂

Harekete geçmek, sorumluluk almak anlamına da geliyor. Yani sürecin istediğiniz gibi yürümemesi, sonucunun beklentileri karşılamaması, başkaları tarafından üzerinize yapıştırılacak olan “beceriksiz”, “başarısız” gibi etiketler ya da eskisi daha iyiydi gibi yorumları göze almanız manasına geliyor. 

Sonuçtan sizin memnun kalıp kalmayacağınız bile ilk aşamada pek de öngörülebilir bir durum değil. Ama sorumluluk aldığınızda sonuçtan memnun kalmamayı da göze alıp, tecrübe kazandım, tekrar değiştirebilirim noktasına geliyorsunuz. Başkaları yönünden düşünüp, olayı iyice içinden çıkılamaz bir hale getirmek yanılgısına ise hiç düşmüyorsunuz.  

Evet farkındalık peşinden koştuğumuz bir kavram dedik. Arttırmak hedefimiz bir kısmımızın. Bu da bir tercih. Getirecekleri ya da götüreceklerinin kabulünde ilerlemek süreci rahatlatıyor diye düşünüyorum. 

Farkına varmak, artık aynı kalmaması anlamına geliyor durumun. Yani ya değişim ya kabul getiriyor demiştik. 

Bazen ilk aşamada kâbus kıvamında gelse de, güzel şeyler kattığını deneyimledim farkındalıklarımın. Ve onun için farkındalık güzel şey diyorum. Farkındalık ve getireceklerinin yumuşak ve kolaylıkla olması da her zaman dileğim…

“Tabi ben böyle iyiyim, hiçbir şeyin farkına varmak istemiyorum” demek de bir seçim 🙂 Tüm seçimlere saygı göstermek en güzeli 🙂

Peki ne dersiniz, siz yamuk tablolarınızın farkına varmak istiyor musunuz? 🙂

Işıkla kalın…